17 Ağustos 2016 Çarşamba

Suriye’de Gelecek Senaryoları





Suriye’de geleceği düşünmek, sadece Suriye’yi değil; Ortadoğu ve yeni küresel ittifak sistemini anlamak için de çok önemli bir konu teşkil etmektedir. 

Silahlı mücadele evresine geçildiğinden bu yana, Suriye’nin kontrol edilen bölgeleri sürekli el değiştirdi. Şu anki görünümde, IŞİD’in ele geçirdiği bölgeleri es geçildiğinde rejim güçleri ve muhalifler arasındaki mücadelenin belli bölgelerde sıkıştığı söylenebilir. Hem kuzeyde hem de güneyde rejim ve muhalifler arasındaki savaşın şiddeti ilk yıllardaki kadar sert geçmemektedir. Suriye’nin iyice çok aktörlü bir hâl alması, rejimle muhalifler arasındaki savaşın sonucuna göre Suriye’nin şekilleneceği düşüncesini yıkmıştır. 

Muhalifler, Esad rejiminden çok artık Hizbullah, Şii milisler, İran ve yer yer PYD’yle karşılaşır hâle gelmiştir. Muhalefet üzerindeki bu askeri ve coğrafi baskı, siyasi alanda da hissedildiğinden olayı, muhaliflerin Suriye’nin tamamında varlık göstermeleri pek mümkün görünmemektedir.

Esad rejiminin de muhalifler gibi Suriye’nin tamamını kontrol edecek bir pozisyondan uzaklaştığı söylenebilir. Son günlerde IŞİD’ten Palmira’nın alındığı haberleri gelse de, rejimin daha çok Nusayri ağırlığın olduğu bölgelerde güçlü olduğu söylenebilir. Fakat rejim yanlısı yabancı savaşçıların desteği ve Rus bombardımanına müteakip başlattığı operasyonlarda belli bölgelerde kazanımlar elde ettiği bilinmektedir. 

Suriye’nin geleceğini anlayabilmek için bazı ihtilaflı konular ve cevabı belirsiz soruları irdelemek gerekmektedir. Savaş derinleştikçe sorular artmaktadır. Geleceğin ihtilaflı konularını bugünden değerlendirmek, sürprizlerin önüne geçme şansını doğurabilir.

A)    IŞİD’in elindeki topraklar ne olacak?

Daha önce de belirtildiği gibi istihbarat oyunlarını bir kenara korsak, IŞİD bütün aktörlerce ortak düşman olarak gözükmektedir. Türkiye sınırından Irak içlerine kadar uzanan ve hâlâ Suriye’nin önemli bir bölümü elinde bulunduran bu örgütün geleceği, sadece Suriye için değil; bütün Ortadoğu, İslâm dünyası ve diğer dünya devletleri için de önemlidir. IŞİD’in hava operasyonlarına karşılık diğer ülkelerde kanlı eylemlere girişmesi, bunun önemli kanıtlarından biridir. 

Bu örgütün kimin tarafından tamamen bertaraf edileceği de önemli bir sorudur. Genellikle Sünni nüfusun yaşadığı yerlere yayılmış olan bu örgüt, gerektiğinde halkla yakınlaşmaya çalışmaktadır. Bu bölgelerin tekrar Esad’a verilmesi zor olduğuna göre, IŞİD sonrası bu bölgelerin muhaliflere verilmesi daha olası gözükmektedir.

B)    PYD’nin kantonlaşmasına veya kuzeyde yeni bir devlet oluşturulmasına izin verilecek mi?

ABD ve Türkiye, PYD’nin bu bölgede kantonlar kurmasına izin verilmeyeceğine yönelik açıklamalar yapsa da, Rusya’nın PYD’ye verdiği destek ve IŞİD’in Ayn el Arab kuşatması sonrası ABD’nin de PYD’ye destek vermesi, PYD’yi kantonlaşma konusunda teşvik etmektedir. ABD, ikircikli tavrını burada da sürdürmektedir. Bir yandan PYD’ye destek verirken bir yandan da muhaliflere destek vermektedir. Bu politikanın Suriye’yi bütüncül kılmayacağı aşikârdır.

C)    Batı’nın muhalifler arasındaki İslâmi söyleme ve İslâmcı grupların yükselişine bakışı.

Genel olarak Esad karşıtı bir politika izleyen ABD ve Avrupa yavaş yavaş bu politikasından vazgeçerek İslâmcılarla Esad arasındaki ihtilafta Esad’ı daha makul görmektedir. IŞİD’in El Kaide içinden doğması ve El Nusra’nın güçlenmesi, muhaliflere olan bakışı da etkilemiş, askeri ve siyasi desteğin azalmasına yol açmıştır.

Sahada savaşan insanlar için dini motivasyon çok önemlidir. Bundan dolayı ‘tekbir getirerek kafa kesen muhalifler’ algısı, Esad ve ona destek olan kesimlerce bolca kullanılsa da, bu retoriğin gerçekliğe oturtulabilen bir yönü yoktur. 

Eğer Esad gerçekten devrilmek isteniyorsa İslâmi söylemden korkulmaması gerekir.

D)    Savaş sonrası toprak bütünlüğünün sağlanıp sağlanamayacağı

Hem PYD’nin kuzeydeki etkinliği hem de ülke çapındaki Sünni-Nusayri ayrımı, gelecekte bütüncül bir Suriye oluşturulmasının zorluğunu göstermektedir. Savaş öncesi Suriye haritasının tekrar sağlanabilmesi için çok büyük ve kararlı bir askeri operasyon gerekmektedir. Fakat Rusya’nın ve İran’ın Esad’dan vazgeçemeyeceği düşünüldüğünde, bunun pek mümkün olmadığı söylenebilir.
Bütüncül bir Suriye’nin çok zor olmasının ötesinde şu an savaşın bitmesi bile çok zor görünmektedir. Ülkedeki otorite boşluğu, bütün ülke içerisinde yeni gruplaşmaları ve savaşa yeni katılan insanları doğurmaktadır. Herkes kendi dini, mezhebi veya etnik ütopyalarını gerçekleştirmek adına hayatlarına bir daha bulamayacakları bir ortamla karşı karşıya kalmışlardır. 

Gelecek senaryosu 1: Kimliklere dayalı bölünmüş bir Suriye

Şu an kapasite ve demografiye göre Suriye’de 3 grup ön plana çıkmaktadır. Bunlar: Sünni Araplar, Nusayri Araplar ve Kürtlerdir.

Suriye’de Sünni nüfusun yaklaşık %75 olduğunu ve muhaliflerin ise şu an ülkenin yaklaşık %15-%20’lik bir kısmında etkili olduğu düşünüldüğünde, aradaki çarpıklık göze çarpmaktadır. Muhalifler arasında bazı Nusayriler olsa da muhaliflere Sünni nüfusun temsilcisi demek yanlış olmaz. Aradaki o %50’lik kısım çoğunlukla IŞİD olmak üzere IŞİD’in yanı sıra Esad’ın ve PYD’nin elindedir. Eğer bu senaryo, herkes için makulse, bu toprakların IŞİD, Esad ve PYD’den alınarak muhaliflere verilmesi gerekir. Fakat buna dönük ciddi bir çaba şu ana kadar gösterilmemiştir.

PYD’nin Türkiye’yle olan ilişkileri de bu bölünmede önemli bir tartışma konusudur. PYD’nin Suriye’de bağımsızlık kazanması PYD’yi IŞİD’le eş gören Türkiye’yi çeşitli önlemler almaya itebilir. Hali hazırda zaten PKK’yla mücadele edildiği için Türkiye’nin bu konudaki hassasiyetleri göz önünde tutulmalıdır. PYD’nin ele geçirdiği bölgelerde demografi mühendisliği uygulaması, dünya nezdinde meşruiyetini sorgulatmasının yanında Türkiye sınırına dayanan insanlardan dolayı Türkiye’yi askeri müdahaleye zorlayabilir.

Nusayri’lerin cephesinden baktığımızda ise, savaştan önceki iktidarlarını geride bırakmış gözükseler de, olası bir bölünmenin ülkenin tamamen Sünni ağırlıklı muhaliflerin eline geçmesinden daha iyi bir durum olduğu söylenebilir. Savaş boyunca Lübnan’daki Hizbullah ve İran’la geliştirilen ilişkiler kendileri açısından olumlu olsa da bir yönüyle yeni gerilimlerin ve yeni çatışma alanlarının habercisi olabilir. İran açısından Hizbullah’la olan bağının kesilmemesi için Nusayri’lerin bölgedeki varlığı İran için hayati bir önem teşkil etmektedir (Büyükkara, 2014: 478). Yoksa İran’ın Şiilik anlayışına göre Nusayri’lerin aşırı hatta kâfir olarak görüldüğü bilinmektedir. 

İran’ın Suriye’deki hamleleriyle Sünni Müslümanlar arasında daha fazla izole olduğu söylenebilir. İran’daki İslâm Devrimi ilk gerçekleştiğinde Sünni kesimlerin desteği hatırlandığında ve bugün düşünüldüğünde İran’ın geldiği durum adeta İslâm dünyasının mezhep taassupçu tarafının bir özeti gibi durmaktadır. Tabii burada İran’ın politikalarını sadece mezhep üzerinden okumak yanlış olabilir; sonuçta bütün dünya nezdinde en önemli dış politika nüvelerinden biri, menfaattir.

Ortadoğu’da küçük devletçiklerin her şeye çözüm olmadığı, Irak örneğini düşünürsek gayet ortadadır. Fakat görünen tabloda Suriye’nin Lübnan ve Irak’taki tabloyla benzer bir kaderi yaşayacağı, muhtemel gözükmektedir. Şu an zaten fiili olarak bölünmüş bir Suriye’yle karşı karşıyayız. Sahada ne kadar başarılıysanız o kadar meşrusunuz anlayışının ön plana çıktığı böyle bir ortamda haritalar her an değişebilir. Bundan dolayı iç savaş devam ettiği müddetçe hem bölünmüş bir Suriye için hem de toprak bütünlüğüne haiz bir Suriye için konuşmak erkendir. 

Gelecek senaryosu 2: Savaş öncesi sınırlarına sahip toprak bütünlüğünü sağlamış bir Suriye.

Bu ihtimal şu anki mevcut ortamda çok zor olarak gözükse de, ihtimaller arasında değerlendirilmesi gerekli olan bir konudur. Ayrıca muhalif yapı içerisinde üniter devlete vurgu yapan fikirler de mevcuttur. Örneğin Suriye Ulusal Konseyi üyelerinden Halit Hoca, bir demecinde (Hoca & Semin, 2012: 6) konseyin, Esad sonrası Suriye tahayyülünde üniter bir devlet bulunduğunu söylemiştir. Ayrıca Kürtler gibi etnik ve kimlik temelli taleplerin olması durumunda adem-i merkeziyetçiliğin değerlendirileceğini sözlerine eklemiştir.

Eğer bütüncül bir Suriye sağlanacaksa bunu Ne Esad’ın sağlayabilmesi ne de PYD etkisindeki Kürtlerin sağlayabilmesi mümkün görünmektedir. Ülkenin çoğunluğunu oluşturan Sünni Araplar doğal olarak bu konuda bir adım öne çıkmaktadır. Fakat bunun önündeki en büyük engel daha önce de söylendiği gibi sadece Esad rejimi değil; kendisine destek veren örgütler, milisler ve devletlerdir.
Muhaliflerin böyle bir kapasitesi olup olmadığı konusunda kesin bir şeyler söylemek zordur. Çünkü muhaliflerin çok parçalı yapısı, kimin nihai düzene Suriye’yi ulaştıracağını muğlâk kılmaktadır. Elde edilen zaferlerde bile anlaşmazlığa düşen muhaliflerin demokratik, çoğulcu, insan haklarına saygılı bir ülke inşa etmeleri, ancak dış destekle mümkün görünmektedir. 

Muhalifler arasındaki Esad sonrası demokratik bir yönetim mi yoksa İslâmi bir yönetim mi olacağı tartışması, hâlâ devam etmektedir. Bu tartışma grupları çatışmalara bile sürüklemektedir. 

Batılı güçler, seküler muhalifleri güçlendirmek adına destek sağlasalar bile İslâmcı-Cihatçı muhaliflerin tamamen ortadan kaldırılmasının çok zor olduğu görülmektedir. Bunun önüne geçebilmek için İslâmî hassasiyete sahip bir anayasa inşa edilebilir. Fakat bu anayasanın çoğulcu ve adem-i merkeziyetçi olması gerekir. Üniter bir Suriye, tekrar yeni gerilimler doğurabilir.

Suriye’nin geleceğine federalizm-konfedarilizm ayrımı çerçevesinde bakıldığında, iki seçeneğinde gelgitlerinin olduğu görülmektedir. Konfederalizm, herkesi belli bir anayasaya bağlamamasından dolayı, Suriye’deki aktörler açısından ilgi çekici olabilir; fakat aynı aktörler çıkar ortaklığına yanaşmayabilirler. Yani tam bağımsızlık ile konfederalizm arasında kalan aktörlerin tercihi her zaman tam bağımsızlık olacaktır. Kuzeydeki Kürtler açısından Irak’taki Kürt bölgesi bir örnek olarak öne sunulabilir. Irak’taki Kürt Bölgesel Yönetimi tam bağımsız olmasa bile o yöne doğru gitmektedir. Bu, Suriye’deki Kürtleri de etkileyecektir.

Suriye’deki aktörlerin bir araya gelmesi, en büyük ihtimalle sınır güvenliğinin tekrar sağlanması noktasında olabilir. Motivasyonun bu yönde sağlanması, psikolojik kırılmaları tamamen ortadan kaldıramayacağı için yine sekteryen bir anlayışla oluşturulmuş yerelliklerle kurulan bir Suriye karşımıza çıkabilir.

Federalizmin uygulanabilmesi için aktörlerin bu konuda dış yardımla birlikte teşvik edilmesi gerekir; çünkü her anlamda yıkım derecesi yüksek iç savaştan sonra aktörlerin federal yapıda olsa bile bütüncül bir Suriye’de olmak istemeleri zor gözükmektedir. Bu sistem benimsendiğinde federal yapılar uzun vadede bağımsız devlet olma yönünde ilerleyebilirler çünkü böyle bir yapı kurulduğu anda en ufak bir anlaşmazlık bile yeni kopuşlar doğurabilir.

                                                                            Sonuç

Dünyada genel olarak değişen yeni uluslararası yapı içerisinde, dış politika değerlendirmelerini genellikle belirsizlik belirlemektedir. Suriye’de ise bu özellik, çok daha katmanlı bir belirsizlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Karmaşıklık ve ani değişimler, Suriye’nin geleceğini öngörmeyi zorlaştırmaktadır. Bu yüzden bu makalede olağabildiğince çok yönlü bakılmaya çalışılmıştır. Siyasi ve askerî görünüm olarak sadece sayısal verilerle var olanı doğru anlayabilmek veya yeni resim ortaya çıkarmak, Suriye için çok zordur. Bütün bu zorluklara rağmen şu an hâlâ olağanca hızıyla etkisini gösteren Suriye Savaşı, yeni siyaset yapma biçimlerini, yeni ittifak yapılarını ve yeni savaş ortamını anlamamız açısından çok önemli bir konu arz etmektedir. Bu savaşı değerlendirmek ve öngörebilmek, sadece Suriye özelindeki siyasi yapıyı ve haritayı anlamanın da çok ötesinde yeni fırsatlar ve bakış açıları sunmaktadır. 

Suriye muhalefetinin savaş döneminde ve sonrasında karşılaşacağı önemli konuların başında radikalizmle mücadele gelmektedir. Suriye’nin gittikçe yerel bir savaşın ötesine geçmesi, radikalizmi ve yabancı savaşçı olgusunu beslemiştir. Esad yönetimi, bu radikalleşmeden muhalefeti sorumlu tutarken; muhalefet de Esad’ı ve rejimini sorumlu tutmaktadır. İki tarafa da destek olan pek çok radikal grup vardır. El Nusra veya IŞİD gibi yapıların yanı sıra rejim saflarında yer alan bazı Şii milis örgütler ve Şebbiha gibi rejime destek veren paramiliter güçler de radikal olarak değerlendirilen sınıflar içerisinde yer almaktadır. 

Suriye’de bir yandan savaş sürerken bir yandan da siyasi çözüm arayışlarının devam edeceği rahatlıkla söylenebilir. Fakat sahadaki askeri mücadelenin mi siyasi çözümü getireceği yoksa siyasi çözümün mü sahadaki barışı sağlayabileceği hâlâ muallâktadır. Kısa vadede bu sorulara cevap bulunması çok zor görünmektedir. 

Sonuç olarak Suriye’deki nihai çözümün, sahadaki durum, bölgesel taraflaşma ve küresel çıkarların harmanlanmasıyla ve eşgüdümüyle ortaya çıkabileceği söylenebilir.