20 Eylül 2016 Salı

Sanrı Yönetimi (Algı Yönetimi başlığı altında konuşulanlar için daha uygun bir tabir)










Kitle iletişim araçlarındaki gelişmeler ve sosyal medya kullanımının artmasıyla beraber “Algı Yönetimi” tabiri çok fazla kullanılmaya başlandı. Bu yönelimin sebeplerinden biri, siyasi taraflar arasındaki mücadelenin gittikçe medya alanında yoğunlaşmasıdır. Taraflar birbirleriyle yaptıkları mücadeleyi kitlelere “Bakın bunlar hep böyle” tarzı bir yaklaşımla onları olumsuz özelliklerle etkiketlemeye çalışarak sürdürmektedirler. Sahadaki pratiklerle gerçekleştirilmeye çalışılan realiteler, daha az masraflı olduğu için daha düşünsel yöntemlerle ve kitleleri yönlendirme amacı güderek gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. 

Bu mücadelenin ana noktalarından biri kitlelerin bilinçaltıdır. Çünkü daha kalıcıdır, etkisi uzun sürer ve kişi farkında olmadan içsel bir savunma mekanizması ya da taraftarlık oluşturur. Bir araya gelen kitleler, her zaman ortak değerlerde ve vasatta buluşurlar; bu yüzden onları mobilize etmek ve harekete geçirmek daha kolaydır. Kitlelerin farkındalığı yüksek gözükür ama sadece zaten toplanma amaçlarını oluşturan siyasi sloganlar çerçevesinde bu farkındalığa sahiptirler. Bu yüzden çoğu zaman aşırıya kaçmalar meydana gelir.

İnsanın bir anlamda gerçeklikten kopuşunu yönlendirmek anlamında da ele alabileceğimiz bu alan, gelişen ve alanını genişleten teknolojiyle paralel bir şekilde nüfuz alanını genişletmektedir. Yani algıları yönetilen insanlar gün geçtikçe çoğalmaktadır. 

Bu alanda ön plana çıkmaya başlayan “algıları yönetmek” konseptli çalışmalara dair konuşulan konular aslında ‘sanrıları yönetmek’le ilgilidir. Psikolojik ve fiziki olarak hiçbir sorunu olmayan bir insana, farklı haberler sunarak onu belli bir yöne çekmeye çalışmak, belli bir fikre inandırmak veya istediğiniz gibi düşünmesini sağlamak aslında o kişiyi hasta yapmaktır. ‘Hasta’ (kişi) aldığı ‘virüsler’ (haberler) yüzünden artık sağlıklı düşünememeye başlar. Aldığı ‘virüsler’ yüzünden gerçek sandığı ama gerçek olmayan düşünceler onun için bir nevi halüsinasyondur. Herkese ulaşabilen teknoloji sayesinde bu halüsinasyonu sadece bir kişi değil; bazen bir toplum, bazen bir devlet bazen de bütün dünya görebilir.

Sanrının devreye girdiği anlar, yalanlar üzerine oturtulan gerçekliklerde daha net ortaya çıkar. Sanrıları yönetebilmek, algıları yönetebilmekten bir yönüyle daha kolay bir yönüyle daha zordur. Kolaydır çünkü elinizde oturmuş bir zemin vardır. Artık kitleleri yönetmek isteyen siz, doygunluğuna ve kıvamına ulaşmış bir toplulukla karşı karşıya kalmışsınızdır. Zordur çünkü bu doygunluk saman alevi niteliğinde olabilir. Sanrılar, algıların bir üst perdesi olduğu için daha fazla geçicidir. Algı, daha genel bir kavramdır. Sanrılar, bilinçaltının kaçamağıdır.

Sanrısal bozukluklar içerisinde değerlendirilen var olmayanın taraftarlığını ve aşırı savunmacılığını yapmak, algı yönetimi diye tabir ettiğimiz yöntemi kullanarak hedeflenen sonucun en başarılı formudur. Bu yöntemin genellikle siyasi amaçlar için kullanılması, politika yapıcılar için kolaylaştırıcı bir özelliktir. Çünkü siyasi konularda insanlar taraftarlaşma, holiganlaşma, partizanlaşma ve ölçüsüz tutku gibi eğilimlere sahiptirler. Yalan haberlerden bile daha fazla hastalık taşıyan bu virüssel eğilimler, bir manada siyasetin ana temelini oluşturur. Bu yüzden hem iç siyasette hem de dış siyasette propaganda ve psikolojik savaş gibi yöntemler hâlâ çekiciliğini korumakta ve önemini artırmaktadır. 

Mevcut şartlar altında bu hastalıklı atmosferden ve bilgi kirliliğinden kaçmak çok zordur; çünkü birey, toplum ve devlet nezdinde bu puslu havayı yarmak için başvurulacak yöntemler yine aynı kaynağın belirlediği sınırlar çerçevesinde gerçekleşmektedir. 

Dünya çapında takip edilen bir medya kuruluşunun sizin aleyhinizdeki propagandasına veya psikolojik harekâtına karşı koymak için savunma mekanizmasını yine saldırının gerçekleştiği kaynaklar nezdinde kurmaya çalışırsınız. Etkili bir mücadele sergilenemezse bu sefer küresel medyayı küçümseme yoluna gidilmektedir. Doğruları söyleyen tarafın bu konuda dengeli, çok yönlü ve stratejik yaklaşması gereklidir. 

21. yüzyıl çok yönlülüğü teşvik eden niteliği ve hızlı teknolojik gelişmeleri gibi özelliklerinin yanında gerçeğin giderek göreceleştiği bir süreci de içinde barındırmaktadır. Farkında olmadan halüsinasyon görülebilen, en sağlıklı görünenin aslında en fazla hasta olabileceği bir dönemin içinden geçmekteyiz. 

Günümüz uluslararası ilişkiler düzeninde, sınırları belirli ulus-devletler için artık fark yaratan yeteneklerden biri, iradeli ve kararlı bir dış politikadır. Sıcak savaşların azalmasıyla birlikte onun yerine ikame edilen algı yönetimi, yumuşak güç ve psikolojik savaş gibi kavramlar bu yüzden ön plana çıkmış durumda. Fakat sadece bu alanlara eğilmek, aktörler için yanıltıcı olabilir; çünkü bazı yönleriyle “çok yönlülük çağı” olarak tanımladığım 21. yüzyılda sahada olamadığınız zaman, sizin yerinize başkaları veya düşmanlarınız yeni düzeni belirlemektedir. Bunun da yolu kararlı bir dış politikadır. “Algı yönetimi”nin veya benim tabirimle “Sanrıları yönetme”nin, o ülkenin kararlılığını elinden almaya çalışmasının sebebi budur. Ayrıca daha önce belirttiğim gibi kitlelerin kolay mobilize olmasını kullanarak hedef aldığı ülkenin farklı alanlara yoğunlaşmasını sağlayabilirler. İçe yönelen hedef ülke, artık diğer ülke için engel olmaktan çıkmaya başlamıştır.   

Çeşitli yollarla sizi ‘hasta’ yapmak isteyen ‘virüs’lerden kurtulmak için yapılması gerekenlerden biri eğitim sisteminin belirlenecek aşamalarında uygun düzeylerde temel propaganda ve psikolojik savaş eğitimi vermektir. Bu tarz eğitimler genellikle kâğıt üzerinde ve teorik olarak kalır. Bunu önlemek için yapılması gereken, içinde yaşanılan yüzyılın ve geleceğin gerekliliklerine uygun bir sistem oturtabilmektir. Düşmanınızın koyduğu sınırları aşabilmek, gittikçe zorlaşmaktadır. Çünkü teknoloji sizin elinizde değil. Sadece tüketici konumunda olmak, doğal olarak sizi hazır bir yem haline getirir. Örneğin “oturduğunuz yerden dünyayı öğrenmek” kalıbını düşünün. Bu söz internet aracılığıyla dünyanın çeşitli yerlerindeki haberlere ulaşmadaki kolaylığa vurgu yapan bir benzetmedir. Sizin pek alakanız olmayan bir ülkeyle ilgili dolaşımdaki bir habere anında inanmanız çok kolaydır çünkü artık onu ‘timeline’ınızda görmüşsünüzdür ve araştırma gereği hissetmezsiniz. Artık sizin için ‘gerçek’ odur. Bu fikir artık sizin beyninize işlemiştir. Başka bir zamanda o ülke aklınıza geldiği anda ilk hatırlayacağınız işte o gördüğünüz haberdir. Bu haberin içeriğine ters bir şey düşünmek isteseniz bile bundan kurtulmanız çok zordur.