16 Ekim 2016 Pazar

ABD neden Kral Arthur efsanesine atıf yapıyor? Brexit ve Anglo-Sakson ittifakı






Devletler özellikle kendi sermaye ve imkânlarıyla elde ettikleri teknolojilerde, ürünlerde, yazılımlarda veya projelerde genellikle kendi tarihleri açısından önem arz eden kişilere, olaylara, motiflere atıf yapmaktadırlar. Bu eğilim, hemen hemen her ülkede görülmektedir. Böylelikle ulusal bilinçlerini tarihsel motivasyonla tekrar sağlamlaştırma amacı gütmektedirler. Tarihsel derinliği olan isimler, bu gelişmelerin aslında sadece maddi bir görünüm veya araç olmanın da ötesinde yıllardır süre giden devamlılıklarının simgesi olması hasebiyle de önem arz etmektedir.

Aynı zamanda şu anki mevcut büyük devlet olma stratejilerini geçmişteki büyük imparatorluklarıyla beslemeye çalışmaktadırlar. Tarih, milletlerin ortak sevinç ve hüzünlerini taşıması itibariyle bugünkü devletlere bağlılığı destekleyen bir unsur olabilmektedir. Bir sorunla karşılaşıldığında tarihteki zaferler ön plana çıkarılmaya çalışılır ve birliğin gücüne vurgu yapılır. Etkisi tartışmalı olsa da, bu tarz atıfların birliği pekiştirmesi ve hissi yoğunlaşmayı sağlaması açısından kaosu nispeten önlediği değerlendirilebilir. Tarihsel atıfların işlerliği bu örneklerden de görüleceği üzere hâlâ devam etmektedir.

Son günlerde dikkatimi çeken tarihsel atıflar ise ABD tarafından yapılıyor. Çeşitli tarihlerde Kral Arthur efsanesine vurgular yapmaya devam ediyorlar.

Öncelikle Kral Arthur efsanesini özetleyim...

Kral Arthur'a dair bir illüstrasyon

Kral Arthur efsanesi, yazılı olarak 12. yüzyılda Monmouthlu Geoffrey’in yazdığı “History of the Kings of Britain(Britanya Kralları’nın Tarihi)” adlı eserinde ve 8. yüzyıldaki “Annales Cambriae (Galler Tarihi Olayları)” adlı eserlerde geçmektedir. Öncesinde Kelt şiirlerinde isminin geçtiği belirtilmektedir. Günümüzdeki Arthur anlatılarının da çoğunluğu bu kaynağa dayanır. Kral Arthur efsanesi Britanya ve Kelt kökenli bir efsanedir. 400-500 tarihleri arasına tekabül eden bir dönemde o dönem Britanya’da yaşayan Kelt kökenli Bretonları Sakson istilacılara karşı koruyan, adaletiyle, gücüyle ve onurlu yuvarlak masa şövalyeleriyle nam salmış olan Kral Arthur’u konu alır.

Bu efsanesinin gerçekliği tartışmalıdır. Kimilerine göre o aslında Britanya’yı işgal etmeye çalışan Saksonlara karşı savaşan Arturius adındaki bir süvari komutanıydı, kimilerine göre Riothamus adındaki Britanya Kral’ıydı. Kral Arthur’un gerçekte kim olduğuna dair pek çok tartışma bulunabilir. Gerçekliği kesin olmasa bile hakkında anlatılan efsanelerin günümüze kadar ulaşması ve bu konuya dair pek çok film, dizi, roman vb.nin yapılması, efsanenin ilgi çekici olmasından ve Britanya’yı kurtarıp ada için bir altın çağ başlatmasından kaynaklanabilir. Türkiye’de nasıl “ziyaretçi geliyor, reklam oluyor” diye çoğu yerde yatır vb. uyduruluyorsa, burada da efsanenin ilgi çekiciliğinden kaynaklanan bir yayılma söz konusu. Fakat son yapılan çalışmalarla beraber Kral Arthur’un gerçekten var olduğu hemen hemen kesinleşmeye başladı. Örneğin 4 Eylül 2015’teki bir habere[1] göre “İspanya’daki Navarre Üniversitesi için çalışan Kelt kültürü uzmanı ve filolog Dr Andrew Breeze, 9. Yüzyılla Galli Nennius’un kaleme aldığı ‘Britanyalıların tarihi’ isimli Latince eseri inceledikten sonra efsanevi Kral Arthur’un gerçek bir tarihi kişilik olduğu sonucuna vardığını açıkladı.”

Bunun yanı sıra Kral Arthur’un ve yuvarlak masa şövalyelerinin ikamet ettiği ünlü Camelot şatosunun kalıntılarının İngiltere’nin güney şehirlerinden olan Cornwall’deki Tintagel köyünde kesin olarak bulunduğu tahmin ediliyor. Yakın zamanda İngiltere ve ABD medyasında yer alan bu haber[2], çoğu kişiyi şaşırtmadı; çünkü Camelot Şatosu’nun muhtemel yerleriyle ilgili en fazla yoğunlaşılan yer zaten Tintagel bölgesiydi.  

Kral Arthur’un gerçekliğine yönelik “Aslında Kral Arthur şu tarihte şuradaki komutandı/kraldı” gibi haberleri daha çok duyacağa benziyor gibiyiz. Bu yüzden bu tartışmaları bir kenara bırakarak biraz daha efsanenin içeriğine dalalım…

Roma’nın 5. yüzyılda çökmesiyle Avrupa büyük bir kaos dönemine girmişti. Kaosun sebeplerinden biri de barbar Cermen kavimleriydi. Bütün Avrupa’ya yayılan bu kavimler bugünkü Avrupa’nın kökenlerini oluşturmaları açısından son derece önemliydi. O dönemde Britanya’da Kelt kökenli Bretonlar’ın hâkimiyeti devam ediyordu. Kıta Avrupa’sına yayılan barbar Cermenlerin sonraki hedefi Britanya adasıydı. Bu istilada rol oynayanlar ise Anglelar, Saksonlar ve Jutelar’dı. Aynı zamanda Hıristiyanlıkta hızla yayılmaya devam ediyordu. Pagan inanışa sahip Cermenler zamanla Hıristiyan olmaya başlamışlardı. İşte Kral Arthur efsanesi de tam böyle Pagan-Hıristiyan ikileminin yaşandığı karmaşık bir ortamda cereyan ediyor. 

Kral Arthur, efsaneye göre Britanya’nın bütünlüğünü sağlamış, adaletli, onurlu ve şerefli bir kraldı. Bu yüzden çok sonraları hükümdarlık süren örneğin Aslan Yürekli Richard ve VIII. Henry gibi krallar tarafından pek çok kez atıf yapılan biriydi. Bazı anlatılarda Arthur’un efsanenin sonunda ölüp ölmediği hâlâ belli değildir. Bu yüzden geri geleceğine dair de en azından temenni olarak bir beklenti olabilir.

Gizem, insanlar için her zaman ilgi çekicidir. Kral Arthur ve onunla ilgili çekilen film, dizi ve kurgusal yapıtların, bu gizemden beslenerek, hikâyeyi farklılaştırabilmektedirler. Örneğin 2008 tarihli “Merlin” adlı dizide ölümsüz olan Kral Arthur değil; Merlin’dir. Ölümünün belirsizliği, tekrar dirilip ortaya çıkacağı gibi iddialara da yer vermektedir. Bir döneme damgasını vurmuş ve ünü bütün dünyaya yayılmış insanlar hakkında bu tarz iddialar pek çok yerde görülebilmektedir. Örneğin çok farklı özelliklere sahip olsa da, dünya çapında ün kazanan Hitler’in de aslında ölmediği tartışılmaktadır. 



 

ABD, Brexit, Anglo-Sakson ittifakı, Edward Teller ve Kral Arthur

ABD’nin Kral Arthur efsanesine olan ilgisini ilk olarak 1983’teki hidrojen bombası çalışmalarını okurken fark ettim. Bilindiği üzere Reagan, Stratejik Savunma İnisiyatifiyle beraber “Yıldız Savaşları” konsepti de denilen dönemi başlatıyordu. Reagan’ın başkan olmasıyla aradığı fırsatı bulan “Hidrojen bombalarının babası” lakaplı Yahudi asıllı Dr. Edward Teller, aradığı fırsatı bulmuştu ve çalışmalarına süratle devam etti. Teller’in amacı uzayın silahlandırılması ve nükleer bombaların olabildiğince geliştirilmesiydi. Teller’in kilit projelerinden biri Kral Arthur efsanesindeki Excalibur kılıcından ismini alan Excalibur programıydı. Bu programa göre, x-ışını lazerlerine enerji vermek için hidrojen bombaları yörüngeye oturtulmalıydı. Teller’in Excalibur programıyla[3] hedeflediği şey şuydu: “Merkezindeki hidrojen bombasının çevresinde, radyasyon vurduğu anda güçlü X-ışını patlamaları yayan, uzun, ince metal çubuklar vardır. X-ışını savaş istasyonunun merkezindeki bomba patladığında, tüm istasyon bir nükleer alev topu haline gelip yok olmadan önce, birden fazla ışın demetiyle birden fazla hedefi vurmak üzere patlayacaktır.”[4]
ABD Başkanı Trump'ın yakın zamanda açıkladığı Uzay Kuvvetleri kararı, Edward Teller'ın uzayın silahlandırılmasına dair fikirlerin canlı olduğunu gösteriyor. Özellikle son yıllarda ABD ve Rusya arasındaki gerilimin artması iki devleti yeni önlemlere itiyor. Ayrıca pek gümden olmasa da ABD Çin'e dair de önlemler almaya başladı. Uzayın silahlandırılmasının altında yatan motivasyon büyük ihtimalle bu iki devlet ve olası tehditler. 
 
ABD kaynaklı bir diğer Excalibur atıfı da Raytheon isimli savunma şirketinden geldi. Dünyanın en önde gelen savunma şirketlerinden biri olan bu firmanın geliştirdiği güdümlü top mermisinin ismi: Excalibur. 

Bu mermiyle yapılan atışları şu linkten izleyebilirsiniz: 


Brexit ve Anglo-Sakson ittifakı

 

Benim Anglo-Sakson ittifakı gibi bir fikre kapılmamın ilk nedeni, yanlış hatırlamıyorsam 2012 ya da 2013 yıllarında ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında yapılan istihbarat antlaşmasıydı. ABD’nin Elektronik İstihbarat Birimi NSA(National Security Agency) ve İngiltere’de aynı görevi üstlenen GCHQ(Government Communications Headquarters) adlı kuruluşun beraber yürüttüğü faaliyetler zaten daha önce de biliniyordu ama buna Yeni Zelanda’nın, Avustralya’nın ve Kanada’nın da katılmasını ilginç bulmuştum. Bunun üzerine “Dış politikada kararlılık, Anglo-Sakson ittifakı ve cüretkârlığı” isimli bir yazı kaleme aldım.[5]Aynı zamanda kitabımda da bahsettim.[6]

Blogdaki ve kitabımdaki yazıyı Brexit’ten çok önce kaleme almıştım. Brexit, bana göre bu istihbarat antlaşmasının ve dolayısıyla da Anglo-Sakson ittifakının önemli bir parçasıdır. Bu ittifak, klasik ittifaklardan ziyade yeni nesil bir ittifaktır.

ABD’nin Kral Arthur atıflarının Brexit ve Anglo-Sakson ittifakıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu noktada bir ironinin olduğunu söylemem lazım çünkü biz biliyoruz ki Kral Arthur’la ilgili kesin olan şey, onun en önemli icraatlarından biri olarak Sakson direnişçilere karşı Kelt kökenlilerin yaşadığı Britanya’yı koruması ve onları birleştirmesiydi. Tabii bunun artık pek bir önemi yok; çünkü Kral Arthur çok geçmeden İngilizlerin milli bir efsanesine döndü denilebilir. İngiliz hakların ve krallarının Kral Arthur’a olan ilgisi ve sevgisi, hikâyenin içeriğindeki ayrıntıların, “İngiliz Britanya’sı” algısında eridiğini gösteriyor. 

Ayrıca ABD temelli Kral Arthur atıflarının bir sebebinin de Tapınak Şövalyeleri olduğu kanaatindeyim. Çünkü ABD’nin kuruluşundaki Tapınakçı ve Mason etkisi veya devletin onlar tarafından kurulduğu iddiası benim açımdan komploculuğun da ötesinde tarihle de örtüşen iddialardır. Tapınak Şövalyeleri’nin ünlü hazinelerinin içerisinde kasenin olduğu veya kasenin yerini gösteren haritanın olduğu iddia edilmektedir. Buna göre aynı Kral Arthur efsanesindeki gibi Tapınak Şövalyeleri de bu kutsal kaseyi bulduktan sonra, Krallara diz çöktüren o muazzam güce kavuşmuşlardır. Ki, bir diğer iddiaya göre daha önce adı geçen ve ilk yazılı Kral Arthur efsanelerinden birini kaleme alan Monmouthlu Geoffrey’e bu konuyla ilgili bilgileri veren Tapınakçıların kurucu şövalyelerinden biri olan Payen de Montdidier’di.[7]

Amaçlanan ne? Geleceğe bakmak…

 

Bilindiği üzere Soğuk Savaş’tan sonra dünyaya kalıcı barışın ve liberal hâkimiyetin getirdiği huzurun egemen olacağı düşünülürken, dünya iç savaşlarla ve 11 Eylül gibi büyük terör saldırılarıyla beraber yeni bir döneme girdi. Bu dönemde kimliksel eğilimlerin ve yoğunlaşmaların arttığı gözlemleniyor. Bu yönüyle ABD ve İngiltere’nin Kıta Avrupa’sından uzaklaşma ihtiyacı hissetmesi normal karşılanabilir. Burada Avrupa Birliği’nin zayıflayan yapısını da unutmamak gerekir. Hatırlanacağı üzere Naziler de pan-Cermen ulusçuluğuna vurgu yapıyorlardı. Dünyadaki bugünkü kimliksel eğilimler, ABD’yi ve İngiltere’yi Pan-Anglo-Saksonluk anlayışa itmiş olabilir. Bu politikalarda dışlayıcı davranılması, dünya barışı açısından çok tehlikeli olabilir. Özet olarak ABD ve İngiltere, önümüzdeki dönemde şu unsurları ön plana çıkarabilir: Pagan soslu Hıristiyanlık + “Barış Getiricilik” + Pan-Anglo-Sakson Ulusçuluğu.

“Barış Getiricilik” dedim çünkü The Last Legion filminde[8] Excalibur hakkında işlenen iddiaya göre kılıç aslında Jül Sezar’ındı. Bu filmi izledikten aklıma ilk olarak Pax-Romana(Roma barışı) geldi. ABD’nin hegemon güç olduktan sonra bol bol Roma ve Osmanlı gibi dönemleri araştırdığını biliyoruz. Böylelikle Pax-Americana’yı (Amerikan Barışı) geliştirmeye çalıştığı tahmin edilebilir. Yani özetle ABD, özellikle askerî alanda Excalibur ismine atıf yaparak, bir nevi güç kullanımını Roma benzeri bir “barış getiricilik”le meşrulaştırmaya çalışıyor olabilir.   

ABD’nin Excalibur atfının sebeplerinden biri siyasi amacın yanında dini amaç olabilir. Çünkü Marion Zimmer Bradley’in kaleme aldığı The Mists of Avalon kitabından uyarlanan 2001 yılında gösterime giren filmde[9], Gölün Leydisi, Excalibur’u, bir haçtan çevirerek kılıç haline getirmişti. İlgili sahneden alınan fotoğraflar: 

Kılıca dönmeden önce net şekilde haç şeklinde görünüyor.

Görüldüğü üzere haç, kılıç hâlini alıyor ve bu kılıcı kullanan Arthur, büyük bir gücün sahibi oluyor.


Yuvarlak Masa’yla ilgili olabilecek birkaç anekdot

Dünyanın gidişatına karar verildiği söylenen Bilderberg Toplantılarının da Yuvarlak Masa efsanesinden esinlenildiği söylenir. Gürsan’ın aktardığına göre bugün Chatham House olarak faaliyetlerini sürdüren kuruluşun kökenini, Rothschild ailesinin ortağı Cecil John Rhodes tarafından 1891 tarihinde kurulan Round Table(Yuvarlak Masa) Örgütü oluşturmaktadır.


[1] http://www.hurriyet.com.tr/kral-arthur-gercekmis-29986449
[2] http://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-3721915/Has-Camelot-Royal-palace-Dark-Ages-unearthed-legendary-site-King-Arthur-s-birth.html?ito=social-facebook
[3] Excalibur Programı’yla ilgili daha fazla bilgi için: https://en.wikipedia.org/wiki/Project_Excalibur
[4] Karl Grossman, Yıldız Savaşları, çev. Deniz Aytaş, Metis Yayınları, 2003, s. 48
[5] Yazıyı okumak için: http://layiha1.blogspot.com.tr/2016/03/ds-politikada-kararllk-ve-anglo-sakson.html
[6] http://www.babil.com/kuresellesmenin-istihbarat-guvenlik-ve-teror-buyutu-kitabi-mucahit-ozdogan
[7] Turgut Gürsan, Dünyanın Gizli Tarihi, s. 130
[8] Filmin IMDB linki: http://www.imdb.com/title/tt0462396/
[9] Filmin IMDB linki: http://www.imdb.com/title/tt0244353/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder