30 Aralık 2016 Cuma

Kral-Taht-Kılıç Üçgeni: Hz. Davud, Aragorn, Hz. İsa, Beowulf, Kral Arthur ve Şarlman





Tarihte ortak insan hafızasının ortaya çıktığı pek çok olay, detay, sembolizm ve kişiyle karşılaşıyoruz. Farklı toplumlarda karşılaşılan benzer öğeler ister istemez Carl Jung'un arketiplerini gündeme getiriyor. Birazdan ele alacağımız konu, Jung'un kahraman arketipinin tipik örneklerini çarpıcı şekilde ortaya koyuyor.


Kral Davud


Davud peygamber gibi güçlü kralları temsil eden taht, kılıç ve krallık gibi kavramlar, tarihte çeşitli kültürlerde karşımıza çıkmaktadır. Örneğin Britanya’nın Efsanevi Kahramanı Kral Arthur da aynı zamanda kraldır ve kılıcı kendiyle özdeşleşmiştir. Thomas Malory’nin kitabında Davud’un Calud adlı devle yaptığı savaşa benzer şekilde Arthur’un da bir devle yaptığı mücadeleye yer verilmektedir. Bilindiği üzere Davud peygamber, İsrail halkını rahatsız eden Calut ya da diğer adıyla Golyat’ın karşısına çıkmış ve onu yenmişti.



Kral Arthur 


Malory'nin anlatısına göre Arthur da gemiyle Bretonya ülkesine gittiği bir vakitte şehri yakıp yıkan ve kimsenin başa çıkamadığı bir devle karşılaşmıştı. Bu dev, bir dağın başında oturuyordu. Devin Bretonya düşesini öldürmesi, Arthur’u çıldırttı ve bu devle dövüşmeye karar verdi. Halk, Arthur’u engellemeye çalıştı çünkü onlara göre hiçbir insan devi yenemezdi. Fakat Arthur, bu korkunç devi Excalibur sayesinde yendi ve Bretonya halkına huzur getirdi.




Beowulf


Beowulf, bir Anglo-Sakson efsanesidir. Efsaneye göre Beowulf adındaki gözüpek genç savaşçı, Danların[1] başına bela olan Grendel adındaki bir devi yenerek onların gözünde büyük bir saygınlık kazanmıştır. Kral Hrothgar onu himayesine alır ve diğer tehlikelerle de savaşmasını ister. Beowulf zamanla krallığa kadar yükselir. Ülkeyi 50 yıl süresince adaletli şekilde yönetir fakat günlerden birgün bir ejderha ülkeye saldırır ve her şeyi yakıp yıkmaya başlar. Beowulf bu ejderhayı öldürmeyi başarır ama ağır bir darbe alır. Beowulf’un da Arthur gibi Hrunting adlı büyülü bir kılıcı vardır.  


Kral-Taht-Kılıç Üçgeni


Kısaca serüven şöyle işliyor: Güçlü ve kendine has özellikleri olan bir kılıç, bunu kullanan bir adam ve tüm mücadeleler sonucunda huzura kavuşan bir krallık(taht). İşte Davud, Arthur ve Beowulf, bu serüvene kesinlikle uyar. Bu durumu ben Kral-Taht-Kılıç üçgeni olarak açıklıyorum. Beowulf, Kral Arthur ve Kral Davud hikâyelerinde görülen devleri denklemin içine almadım çünkü bu üçgen sadece saydığım üç kral için değil; İsa, Şarlman veya başka güçlü kral ve liderler için de uygun düşmektedir. Dev orada sadece, aktörlerin kahramanlaşmasını ve ün kazanmasını sağlayan bir piyondur. 

Özetle, formülüm şu: Efsanevi bir kahraman yani kral; mükemmele yakın bir yönetim yani taht; ve bunlarla uyumlu güçlü bir kılıç.

 

Excalibur ve Davud’un kılıcı bana çağrışım olarak hep benzer gelmiştir çünkü aynı zamanda Davud ve Arthur halkın sevgilisi olan adaletli krallardır. Kur’an’a göre Davud peygamber, demiri yumuşatıp işleyebiliyor ve zırhlar, kılıçlar yapabiliyordu.[2]Excalibur kavramının etimolojisine bakıldığında, kelimenin latince “Caliburnus” sözcüğünden geldiği görülmektedir ve bu kelime Ortaçağ Latince’sinde “Chalybs” yani çelik olarak kullanılmaktadır.[3]Hikâyelerin geçtiği dönemlerde savaşlar, toplum hayatında çok baskındı. Bu yüzden savaşlarda kullanılan çelik ve bu çelikten yapılan malzemelerin iki hikâyede de kritik önemde olması, şaşırtıcı değildir. 




Hz. İsa


İnanca göre dünyaya yeniden gelecek olan Mesih yani İsa da, Davud’un kılıcını kullanacaktır. Bu bilgiye bir de İsa’nın gelecek olan kral olarak da adlandırılmasını eklediğiniz de örtüşen benzerliklerin şaşırtıcılığı arasında kalabiliyorsunuz. Öte yandan kanıksanmış inancın aksine bazı gnostiklere göre İsa, Meryem ve nişanlısı Yusuf’un gayri meşru oğluydu. Benzer şekilde bazı anlatılara göre Kral Arthur’un babası Uther’le Igraine’in ilk birleşmesi de bir nevi gayri meşru ilişkiydi. Merlin, Uther’in suretini geçici olarak Igraine’i kocasının sureti olarak değiştirmişti. Kral Arthur ve Hz. İsa arasındaki bu tarz benzerlikleri şu yazımda bulabilirsiniz: Bir Mesih olarak Kral Arthur

Benzerlikler üst üste konduğunda Arthur’un Excalibur’u eline aldığında mesihleştiği şüpheye yer vermeksizin görülmektedir. Dolayısıyla karşımıza bir soru çıkmaktadır: Hıristiyanlık mı pagan kültürden etkilendi yoksa Hıristiyanlığın yayılmasıyla pagan kültüre mi bu konular girdi? Sorunun en muhtemel cevabı iç içelikte yatmaktadır. Yani karşılıklı etkileşim söz konusudur. Hıristiyanlığın o dönemki Pagan Avrupa’da yayılmasıyla Pagan Tanrıları ya da Tanrıçaları, ismin önüne gelen “Aziz” gibi sözlerle Hıristiyanlık içerisinde eritilmiştir.


















Şarlman


Kral-Taht-Kılıç üçgeni "Avrupa'nın babası" lakaplı Frank İmparatoru Şarlman için de uygun düşmektedir. Şarlman’ın kurduğu Saray Akademisi’nde takma adlarla yapılan eğlencelerde kendisine “Davud” unvanı verilmesinin yanı sıra kral ve tahtla beraber Joyeuse adlı ünlü kılıcı yapbozu tamamlamaktadır. Joyeuse’un açılımı Joyful’dur(Neşeli).[4]1270 yılından bu yana Fransız kralları taç giyme törenlerinde Joyeuse’u kullanmışlardır.[5] Kılıç, şu an Fransa’daki Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir.[6]Şarlman’ın bundan başka farklı bir kılıcı daha vardır. Kılıç, Sabre adı verilen Macar tipinde yapılmıştır. Kılıç şu an Viyana’da Kunsthistoriches Müzesi’nde sergilenmektedir.[7]





Aragorn

 
Üçgene uyan karakterlerden biri de Yüzükler Efendisi serisinden aşina olduğumuz Aragorn’dur. Kral Aragorn’un Anduril adında ünlü bir kılıcı vardır. 

Kılıcın eski adı Narsil’di ve İsildur bununla kötülerin lideri Sauron’un parmağını kesmişti. Kılıç daha sonra tekrar dövüldü ve Anduril adını aldı. Anduril dışında romanda anlatılan ve özel isimlere sahip savaş aletleri içerisinde kılıçlar dikkat çekiyor. Hikâyenin en sonunda Aragorn, insanların kralı olur.


Dokuz Mükemmel İnsan


Thomas Malory’nin kitabını 15. yüzyılda basan matbaacı William Caxton, yazdığı önsözde dokuz mükemmel insandan bahseder. Bunları üçlü gruba ayırır. Buna göre bir grup Yahudi bir grup Hıristiyan diğeri de pagandır. Paganlar: Truvalı Hektor, Büyük İskender, Jül Sezar. Yahudiler: Duke Joshua, Davud peygamber, Judas Maccabeus. Hıristiyanlar: Şarlman, Godfrey of Bouillon, Kral Arthur. Caxton’un saydığı liste Kral-Taht-Kılıç üçgenini doğrulayan bir listedir. Saydığı Yahudi öncüleri askeri yönü ön plana çıkan isimlerdir. Ayrıca sayıyı dokuz olarak vermesi de ilginçtir. Dokuz isim sayması bana göre tesadüf değil; bence Tapınak Şövalyeleri’yle ilgili bir bağlantısı var. Biliyorsunuz Tapınak Şövalyeleri dokuz kurucuyla beraber kurulmuştu. Arthur’un Ölümü adlı kitabı okuduğumda Tapınakçıları andıran olaylara da rastladım; ama genelde yorum katarak bulduğum işaretlerdi. Yani gizlenmiş bir anlatım olabilir. Buradan çıkacak sonuçlardan biri Malory’nin ve onun yayıncısı olan Caxton’un bir Tapınak Şövalyesi olabileceğidir.



[1] Danimarka bölgesinde yaşayan Cermenlere verilen isim.
[2] Sebe Suresi: 10 & 11
[3] http://her-an.org/2014/09/kral-arthur-ekskalibur-ve-maden/ (Erişim Tarihi: 28.10.2016)
[7] Piotr L. Grotowski, Arms and Armour of the Warrior Saints, çev. Richard Brzezinski, Hotci Publishing, 2003, s. 358

Daha fazlası için: 


29 Aralık 2016 Perşembe

Aynı anda eş, anne ve kardeş olabilenler: Meryem, İsis, Morgana





Hıristiyanlıkta İsa’nın annesinin adı, kardeşinin adı ve Katolik Kilisesi’nin reddetmelerine rağmen önemli bir Hıristiyan kitlenin gerçekten var olduğuna inandığı kimi kaynaklarda cariye kimi kaynaklarda fahişe kimi kaynaklarda eşi olarak sunulan Mecdelli Meryem’in isimleri aynıydı. Yani Meryem’di. Bu üç veya biraz daha ihtimalleri olağanlaştırırsak iki farklı kişinin de adının aynı olması, farklı hikâyeler ve efsanelerle benzerlikler kurmamıza yol açmaktadır.
 
Bu benzerliklerden birisi Kral Arthur Efsanesi’dir. Kral Arthur Efsanesi’ni kısaca anlatıyım. Roma’nın 5. yüzyılda çökmesiyle Avrupa büyük bir kaos dönemine girmişti. Kaosun sebeplerinden biri barbar Cermen kavimleriydi. Bütün Avrupa’ya yayılan bu kavimler bugünkü Avrupa’nın kökenlerini oluşturmaları açısından son derece önemliydi. O dönemde Britanya’da Kelt kökenli Britonlar’ın hâkimiyeti devam ediyordu. Kıta Avrupa’sına yayılan barbar Cermenlerin sonraki hedefi Britanya adasıydı. Bu istilada rol oynayanlar ise Anglelar, Saksonlar ve Jutelar’dı. Aynı zamanda Hıristiyanlıkta hızla yayılmaya devam ediyordu. Pagan inanışa sahip Cermenler zamanla Hıristiyan olmaya başlamışlardı. İşte Kral Arthur efsanesi de tam böyle Pagan-Hıristiyan ikileminin yaşandığı karmaşık bir ortamda cereyan ediyor. Kral Arthur efsanesi Britanya ve Kelt kökenli bir efsanedir. Roma’nın çöküşüne rastlayan döneme tekabül eden bir dönemde o dönem Britanya’da yaşayan Kelt kökenli Britonları Sakson istilacılara karşı koruyan, adaletiyle, gücüyle ve onurlu ama zaafları olan Yuvarlak Masa Şövalyeleri’yle nam salmış olan Kral Arthur’u konu alır.

Kral Arthur ve Meryem anlatılarının benzeştiği nokta şu: Kral Arthur bir gün, üvey kardeşi olan Morgana’yla bilerek veya bilmeyerek cinsel ilişkiye girmiş ve kendi sonunu hazırlayacak Mordred isimli bir oğlan çocuk dünyaya gelmişti. Morgana, efsanedeki en önemli karakterlerden biridir. Arthur’un hayatında en önemli etkileri Morgana yapmıştır. Genelde kötü olarak resmedilir çünkü Hıristiyanlığa geçiş döneminde pagan kalmak için direnmiştir.  

Şimdi Morgana ve Meryem ismine dair anlatılardaki benzerlik tesadüf olarak değerlendirilebilir ama Kral Arthur’a atfedilen çeşitli özelliklerin birebir Hz. İsa’yı andırması, şüphemi güçlendirmektedir. Arthur efsanesiyle ilgili en ünlü kitaplardan birisini yazan Thomas Malory’nin eserinde, Arthur, sürekli olarak İsa’ya benzetilir. Kral Arthur sürekli olarak güçlü bir Hıristiyan görüntüsü çizer. Kimilerine göre o, Hz. İsa’dan sonra yaşamış en saf Hıristiyan’dır.  Ayrıca Arthur’un ünlü büyücüsü ve danışmanı Merlin’in de İsa’yla pek çok benzerliği vardır. Örneğin ikisi de daha bebekken konuşmaya başlarlar. Biz biliyoruz ki, Hıristiyanlık Britanya’da yayılmaya başladığından sonra güçlü Kelt mitolojisinden ve kültüründen etkilenmişti. Hatta Kelt rahipleri Druidlerin Hıristiyanlık içerisinde azizler olarak eridiği sıkça dile getirilen bir söylemdir. Zaten Kral Arthur efsanesi de Kelt-Hıristiyan birleşiminin bir ürünüdür. Kelt mitolojisindeki tanrıçaların özelliklerinden biri üçlü surete bürünebilmeleridir. Morgana’nın(Morgan, Morgause, Morgawse, Morgan le Fay gibi isimlerle karşımıza çıkabilir[1]) Kelt mitolojisindeki muadili olan Morrigan bu yeteneğe sahiptir. Buradan çıkarılabilecek sonuç, İsa’nın annesi, kız kardeşi ve eşinin Meryem olduğu iddiası Kelt mitolojisinden gelme bir iddia olarak gözükmektedir.

Anlatılardaki farkı da bilmek gerekli. Örneğin sadece Hz. İsa’nın en yakınındaki üç kadının isminin aynı olduğunu biliyoruz. Yani bunların ilişkileri genellikle belirtilmiyor. Fakat Hz. İsa’yla ilgili annesinin ve ilişkiye girdiği kişinin isminin aynı olması, bizi şüphelendirmeye itiyor.  Dediğim gibi bir Müslüman olarak Kur’an’ın Hz. İsa ve Hz. Meryem hakkında anlattıkları hakkında zerre şüphem yok. Kur’an’ın en az Hz. İsa kadar Hz. Meryem üzerinde de durduğunu ve onun temizliğine vurgu yaptığını biliyoruz.

Malory, Arthur’un kimsenin çıkaramadığı taşa saplanmış kılıçla kral olmasını İsa’yla özdeşleştirir.[2] Çünkü ona göre tüm insanlığa kral olarak doğan İsa doğduğunda büyük mucize ortaya çıkmıştı ve bu topraklara hükmedecek kralın da mucizeler göstermesi gerekiyordu.

Mecdelli Meryem’in aynı zamanda İsa’yı mesheden Bethanya’lı Meryem’le aynı kişi olduğu ifade edilmektedir. Bazı yorumlara göre İsa’nın meshedilmesi pagan bir eylemdir ve Bethanyalı Meryem kadın bir papazdır. Meshetme geleneğinin paganlardaki kutsal kralın meshedilmesi ayininden geldiği belirtilmektedir. Bu geleneğe “Kutsal Evlilik” ismi verilmekteydi ve kraliçe-kadın-papazla kral-papazın evliliğini simgeliyordu.[3]Bu geleneğe göre kral gerçek gücüne ulaşmak için kadın-papazla cinsel olarak birleşmek zorundadır. Bu açıdan Kral Arthur’un neden üvey kardeşi Morgana’yla yattığını açıklayabilir. Gerçi Arthur’un gücünün temel esası adaletlilik, Merlin, Excalibur, savaşçılık, şövalyelik gibi hususlara dayanıyordu. Morgana’yla birleşmesi ona güç katmak yerine Mordred’ın yani kötülüğün doğmasına neden olmuştur. Bunun sebebi çok büyük ihtimalle Morgana’nın aslında kötü biri olması olabilir. Gerçi Morgana genelde kötü olarak anlatılır ama az da olsa iyi olarak resmedildiği çalışmalar[4] da mevcuttur. Anlatılarda Morgana’nın genelde kötü olmasının sebebi onun Hıristiyanlığa karşı durarak Pagan kalması olabilir. Malory’e göre Morgana sihir yeteneklerini gittiği rahibelik okuluna borçludur. 

Arthur’un gayrı meşru oğlu olan Mordred’la yaptığı son savaş sonrasında ölü bedenini veya yaralı hâlini Avalon’a kayıkla götüren leydi/kraliçe/periler arasında Morgana’nın da olduğu bazı kaynaklarda geçmektedir.

İsis

Bu benzerliğe bir de Mısır mitolojisindeki İsis’i ekleyerek işi biraz daha ilginçleştirelim. Bu iddiayı ben ilk Zeitgeist adlı belgeselde görmüştüm. Belgesele göre İsis’in oğlu Horus, İsa anlatıların kökenini oluşturuyordu. 

Yazımız açısından kritik önemdeki husus, Mısır mitolojisine göre İsis adlı tanrıçanın, Osiris adlı tanrının hem kız kardeşi hem de karısı olmasıdır. İsis’in lakaplarından biri Bereket Efendisi’dir. Kaynaklarda hem karısının hem de kardeşinin isimlerinin aynı olması gibi benzerliklere rastlanılması çok ilginç bir husus. Bu benzerlikler, ya açıktan birbirlerini reddeden inançların örtülü olarak aynı havuzdan beslendiğini gösterebilir ya da hikâyelere bir gizem katılmak isteniyor olabilir. Bir Müslüman olarak Hz. Meryem’le ilgili düşüncem Kur’an’dan farklı olamaz. Ama Hıristiyanların kabul ettiği ve İncil’de de yer alan söylemler açıkça pagan kültürü çağrıştırmaktadır. Zaten İncil tahrif edilmese belki de Kur’an inmeyecekti. Allah’ın hak öğretisi zamanla bozuldu. 

Kral Arthur’la olan benzerliği gördükten sonra Hıristiyanların Mısır Mitolojisiyle olan benzerliklerine biraz daha ikna olmaya başladım. Belli bir karşılıklı etkileşimin oldu muhakkak. 

Kelt haçı ve Antik Mısır'ın en bilinen sembollerinden olan İsis'le özdeşleşmiş Ankh'ın benzerliği de, İsis ve Morgana arasındaki benzerliği açıklayabilir. 

Solda Kelt Haçı. Sağda Ankh
 



[1] Patricia Monaghan, The Encyclopedia of Celtic Mythology and Folklore, Facts on File, New York, 2004, s.339
[2] Thomas Malory, a.g.e. s. 35
[3] Lynn Picknett & Clime Prince, a.g.e. s. 373
[4] Bu çalışmalardan belki de en ünlüsü Marion Zimmer Bradley’in Avalon’un Sisleri adlı romanıdır.

Daha fazlası için: