13 Mayıs 2017 Cumartesi

Değerlendirme: King Arthur: Legend of the Sword



Hakkında çekilen onlarca yapıma rağmen hâlen konu edilmeye devam edilen bir hazinedir Kral Arthur Efsanesi. Bu efsanenin bu kadar tercih edilir olmasında epik atmosferi, gizemleri, fantastik öğeleri ve ilgi çekici diğer öğelerinin yanı sıra siyasi sebepler de bulunmaktadır.

Kral Arthur efsanesini, Hz. İsa’dan, Nazilere, Stanley Kubrick’ten ilk atom bombasının gerçekleştirildiği Manhattan Projesi’ne, Kutsal Kâse’den, Brexit ve daha fazlasına kadar birbiriyle alakasız görünen kavramların kelebek etkisi misali birbirine bağlandığı görünmez yapışkan olarak tanımlayabiliriz.

Bu efsanenin siyasi sebeplerini uzun süredir işliyorum. Blogumda bu konuyla alakalı pek çok yazı mevcut. Ayrıca efsaneyi ve arka planındaki gizli ve siyasi mesajları ele aldığım bir kitabım da mevcut. Yakında çıkacak. Bu mesajların en basitinden söylemek gerekirse Kral Arthur efsanesi, ABD ve İngiltere’yi yakınlaştıracak sembollerden birisi. Arthur, daha önce pek çok söylediğim gibi ilk Brexit’i gerçekleştiren kişi. O Anglo-Sakson’larla savaşmış olmasına rağmen zamanla İngilizlerle özdeşleşmesi İngilizler açısından büyük bir başarı olsa gerek. Arthur aynı zamanda bir istisnacılık sembolü. Yeniden doğduğuna inandığım istisnacılık sembollerinin genel hattı şöyle:

İngiltere => Kral Arthur
Avrupa => Şarlman
ABD => Thomas Jefferson


Son Transformers filminde de Kral Arthur dönemine gidilmesi benim yazdıklarımı doğrular nitelikte görünüyor. 

Filme geçersek…

Öncelikle şunu söylemek lazım: Efsanenin bilindik çizgisinden ayrılan bir yapım olmuş. Konu çok farklı şekilde ele alınmış. Bu tarz bir farklılık arayışını ben sinema dili ve ticari kaygı olarak mantıklı buldum. Çünkü tekrar geçmiş hikâye işleyişini kopya etmek sıkıcı olabilirdi. Bu efsanenin bir araştırmacısı olarak ilk başta yadırgasam da, sonradan farklı arayışlara gitmelerini normal karşıladım.
Arthur normalde Vortigern’den sonra kral olur. Vortigern, tahtı Uther Pendragon’ın babası Constantine’den ve oğullarından gasp etmiştir. Mordred Uther’e karşı savaşan büyücü değil; Arthur’un ölümüne neden olan kişidir. Bazı anlatılarda Arthur’un oğludur. Excalibur'u filmdeki gibi Merlin yapmamıştır. Bunun gibi daha pek çok uyuşmayan nokta bulabiliriz ama dediğim gibi kasıtlı olarak bazı değişiklikler yapılmış.

Filmin kötü karakteri olan Vortigern’e yardım eden bir su yaratığına ve büyü gücüne yer verilmesi güzel olmuş. Çünkü bilindiği gibi Excalibur göl perisinin Arthur’a verdiği kılıçtır ve Arthur’a yardım eden ünlü bir büyücü vardır: Merlin. Sudan çıkan yaratıkların denge vurgusu yapması bu açıdan güzel bir detay. Şartlar eşitlenmeye çalışılmış.

Merlin demişken, onu filmde görmemek beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. Çok büyük ihtimalle serinin diğer filmlerine saklanıyor. Açıkçası onu kimin oynayacağı ve nasıl betimleyeceklerini çok merak ediyorum.

Hikâye işleyişe göre zaman zaman Robin Hood, Ortaçağ’daki baronlar savaşı, Spartaküs, Yüzüklerin Efendisi gibi serilere uğruyor ve onlardan işine yarayacak unsurları hikâye içerisine dahil ediyor. Bunları yaparken Guy Ritchie’in kendine has anlatım tarzı da bizleri selamlıyor. Filmin en akılda kalıcı yanı yönetmenin kendine has tarzının ortaya çıktığı kısımlar.

 Sinemada artık yoğun şekilde kullanılan efektler sayesinde seyirciyi filme bağlama ve etkileme amacı güdüldüğünden dolayı efektlere ağırlık verilmeye başlandı. Dolayısıyla Kral Arthur efsanesi de bu anlayıştan nasibini almış. Genel olarak gri ve karanlık tonda ilerleyen atmosfer içerisinde filmin ilk başındaki büyük fil fena durmuyor ancak sonraki bazı sahnelerde hayvanlar vasıtasıyla kullanılan efektler gereksiz ve sıradan olmuş.

Kral Arthur efsanesini epik aksiyon olarak ele almak güzel fikir ve bol malzeme sunuyor ama keşke bu daha özgün ve etkileyici şekilde yapılsaymış. Çünkü film boyunca “biz bunu zaten bir yerlerden gördük” hissine kapılıyorsunuz.

Filmin aksiyon sahneleri fena değil. Bazı insanlar için kamera açıları yorucu olabilir ama 300 Spartalı filmindeki gibi kılıçlı aksiyon söz konusu olduğunda etkileyiciliği artırmak için farklı arayışlara gidilebiliyor.

Filmde Game of Thrones dizisinden oyuncu seçmeleri gayet yerinde bir karar. Çünkü Game of Thrones, Kral Arthur efsanesi ve Yüzükler Efendisi benzer motiflere sahip yapımlar. Bu tarz yapımları Ortaçağ+Fantazya formülüyle açıklayabiliriz. Ortaçağ’ın epik ve gizemli havasıyla fantastik öğeleri başarılı şekilde birleştiren yapımlar gerçekten çok ilgi çekici oluyor. Tolkien ve Martin’in eserlerini yazarken Kral Arthur efsanesinden az ya da çok etkilendiklerini tahmin ediyorum. Zaten Tolkien’in Kral Arthur hakkında bir kitabı var.

Film kadrosu itibariyle çok sağlam. Kral Arthur rolündeki Charlie Hunnam, şu ana kadar ki en iyi Kral Arthur olabilir. Ama burada ufak bir sıkıntı var o da, Kral Arthur genellikle güçlü yöneticiliğiyle öne çıkan bir figürdür. Yani bu filmdeki gibi bir serseri durumu yoktur. Ama dediğim gibi farklılaşma adına bu tarz bir tercih yapılmış. Sonraki film başarılı olursa aradaki bu fark da önemsiz hâle gelecektir.

Kurgusal yapımlarda Kral Arthur çeşitli hüviyetlerde karşımıza çıkar. Kimi zaman First Knight filmindeki gibi yaşlanmış basit bir kral olarak gözükebilirken, kimi zaman da Merlin adlı dizide olduğu gibi genç ve çocuksu tavırlara sahip biri olarak karşımıza çıkabilir. Ama benim Kral Arthur’a dair okumalarımda edindiğim intibaya göre Arthur, güçlü bir kral karizmasına sahiptir. Onun karakter hüviyetini anlamak için şu yazıma bakılabilir: Hz. Davud, Aragorn, Hz. İsa, Beowulf, Kral Arthur ve Şarlman'ın formülü: Kral-Taht-Kılıç Üçgeni

Jude Law’ın kötü rolde olması, bazı insanlar için istenmeyen bir durum olabilir. Çünkü iyi rollerle özdeşleşmiş isimleri kötü rollerde görmek, çocukluk sanrılarının yeniden ortaya çıkmasına neden olabilir. Örneğin ben çocukken ünlü oyuncuları kötü rollerde görmek istemezdim. Fakat sonuçta Arthur’u yüceltmek için karşısındaki kötü de aynı derecede tanınmış biri olmalıydı bu açıdan güzel bir tercih olmuş. Fakat Jude Law’a giydirilen sinsi, zeki kötü hüviyeti pek olmamış sanki. Başka bir ünlü tercih edilebilirdi.

Film, serinin ilk filmi olduğu için Yuvarlak Masa ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri tam olarak oluşturulmamış. Sonraki serilerde mutlaka göreceğimiz unsurlar bunlar. Ama şimdi benim açımdan bir diğer sorun, Kral Arthur’la özdeşleşen ve hikâyede çok önemli rol oynayan Yuvarlak Masa Şövalyeleri’nin çok sönük oyunculardan seçilmesi. Sonraki filmlerde de bu oyuncuların oynaması hayal kırıklığı olabilir. Eğer seride kararlılık isteniyorsa, bütçe iyi dengelenerek Yuvarlak Masa Şövalyeleri, şövalyelik ismiyle bütünleşecek oyunculardan seçilmeli.

Sonuç olarak, bilindik hikâyede yapılan değişiklikleri makul bulsam da, genel olarak vasat bir epik-aksiyon filmiyle karşı karşıyayız. Evet belki akıcı ve sizi sıkmıyor ama film bittiğinde dikkate değer bir hikâyeyle karşılaşmadığınızı fark ediyorsunuz. Kral Arthur efsanesi doğru ele alındığında çok daha etkileyici olabilecek bir potansiyele sahip. Durum böyleyken, zaten tutmuş olan geçmiş yapımlara sığınarak filmi tamamen bunlar üzerine kurgulamak, filmi sıradanlaştırmış, klişeleri göz ardı etsek dahi vasat hâle getirmiş. Yine de özellikle Ortaçağ’ın o epik-mistik atmosferini özleyenler ve fantastik öğelerle birlikte yoğrulan kısmıyla Yüzüklerin Efendisi enstantaneleri bulabileceğiniz bu filmi izlemenizi tavsiye ederim.



Puanım: 7/10