6 Temmuz 2017 Perşembe

Paralel Evren Teorisi ve İslâm







Paralel Evren Teorisi, İslâm’la çelişmez;

Bilakis bir sınava tabi olmak paralel evren teorisini destekleyicidir.



Paralel evren veya daha kapsayıcı ismiyle çoklu evren teorisinin bilimsel ve fiziksel gerçekliğine dair bir yetkinliğim olmamasına rağmen, bu teoriyi dini ve mantıki açıdan makul buluyorum. Bilimsel açıdan son yıllarda çoklu evren teorisinin sanıldığı kadar uçuk olmadığına dair yorumlar yapılmaktadır. Örneğin Stephen Hawking kara deliklerin başka paralel evrenlere açılan bir kapı olabileceğinden bahsetmektedir. 

Benim bu yazıda paralel evren teorisinin gerçek olabileceğini savunmamın sebebi, kurgusal çekiciliği değil. Paralel evren fikrinin makul karşılaşmamdaki sebeplerinden biri “Jel Teorisi” adını verdiğim durumdur. Burada anlatacaklarımın daha rahat anlaşılması için “İnsana ve dünyaya dair bir bakış açısı: Jel Teorisi” başlıklı yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

İnsandan evrene ulaşmak: Paralel evrenlerin makuliyeti ve Jel fikri

O yazıyı okumaya üşeneneler için yazımda bahsettiğim şey özetle şuydu: İnsanın olduğu her yerde görünmeyen ama mutlak olarak bulunan bir jel vardır. Bu jel insanın, diğer insanlar dahil her şeye olan bağını kurmasını sağlayan ortamı yaratır. Bu jel kesinlikle dışsaldır, canlı cansız bütün varlıkları kapsar, bu dünyada ve her yerdedir. Yani şu an dünyanın tamamında bir jel vardır ve herkes onun içindedir. Marsa koloni kurduk ve insanlar orada yaşmaya başladı diyelim; işte orada da bir jel oluşur. Çünkü artık insan oradadır. Hepimiz bu jelin içinde yaşarız. İnsan fıtrat olarak kural ve alışkanlık oluşturmaya meyilli ve düşünme yeteneğine sahip olduğu için bu jel aynı zamanda içsel olarak da tahayyül edilebilir. İnsan, örneğin  yeni öğrendiği bir bilgiyi aslında analiz veya yorum olarak kullandığı kadar bir yanıyla da sınırlar ve kalıplar oluşturmak için de kullanır. İnsanının kendi kafasında diğer canlı veya nesnelerle oluşturduğu bağ, görünmeyen ama mutlak olan jeli yoğunlaştırır. Dünyada tek bir insan olduğunu varsayalım. Şimdi buradaki jel nerededir? Yine bütün dünyayı sarmıştır ve her yerdedir ama yumuşaktır. İnsanların sayısı arttıkça jel mutlak olarak değişir. Bir insanın diğerleri hakkında düşünmesi, olasılıkları hesaplaması, hayaller kurması jeli değiştirici unsurlardır. İnsanın yolda gördüğü ama umursamadığı insanlar dahi jeli değiştiren unsurlardır.  Bu tespit sadece “insan sosyal bir varlıktır” ya da “coğrafya kaderdir” bağlamının da ötesinde bir anlam ifade etmektedir. Evet, insanın sosyal bir varlık olması ve doğduğu coğrafya onu etkilemektedir fakat örneğin, diğer insanlardan tamamen kopmaya çalışan ve bu amaçla da, dağda yaşayan, kendini çöle atan, mağaraya kapanan veya odasından çıkmayan bir kişi bu jelden kendini soyutlayamaz; çünkü jel her yerdedir. Her yerde olan bu jelin çeşitli kıstaslara göre durumu değişebilir. Bir yerde yoğunken bir yerde dalgalı olabilir. Hiçbir insan ben bu jelin dışındayım ve tamamen en saf şekilde kendi kararlarımı kendim veriyorum diyemez. Elbette böyle hissetmesi mümkündür; ama insanların böyle hissetmesi bana göre gerçekle uyuşmaz. Peki, bu noktadan hareketle özgür iradenin varlığına karşı olduğum sonucu çıkar mı? Hayır. Akla ilk gelen bu soru aslında benim anlatmak istediklerimin de güzel bir özetidir. Bu ikilem ve çok katmanlı an, tercih ve karar yapısı, çok fazla gelgitlere ve senaryolara sebep olur. Öngörülebilirlik ve öngörülemezlik aynı anda var olabilmektedir. Jel, özgür iradeyi mutlak surette etkiler ancak onu sona erdirmez. İşte paralel evren teorisini, makul karşılamamdaki anahtar kısımlardan biri budur.

Bir sınava tabi olmak, paralel evren ihtimalini güçlendirir. Paralel evrenler varsa, bunun ancak sonsuz evrenlerle mümkün olabileceğini savunan ateistler yüzünden Müslümanların paralel evrenlere soğuk baktığı biliniyor. Kişilerden ziyade fikirlere biraz daha odaklandığımızda aslında durum tam tersi olabilir. Çünkü paralel evrenlerin sonsuz yaşama sahip olması, bu fikre dair konuşulan ihtimallerden sadece biridir. Aslında paralel evrenlerin sonsuzluğu, sonsuza kadar yaşamlarını sürdürmekten ziyade genelde sayısal olarak ele alınır. Sayısal sonsuzluk, evrenlerin sonsuza kadar devam edeceği anlamına gelmez. Her karar ve tercihte yeni bir gerçeklik ve evren doğar. Paralel evrenlerin kaynağı, katmanlı olaylar dizisi olabilir. 

Kur’an’ın evrenin sonundan bahsetmesi, bizim açımızdan önemli ipuçları ve belirlilik sunuyor. Er ya da geç evrenimiz yok olacak. Ayrıca Allah ahirette sonsuz bir yaşamı vadettiğine göre sonsuzluk yaratılabilir. Dolayısıyla bu yaşamda sonsuzluğun olamayacağını ve sonsuzluğun kesinlikle yaratılamayacağını savunan görüş baştan yanlışlanabilir.






Paralel evren teorisiyle gündeme gelen bazı ihtimaller

Paralel evrenlerin en popüler örneği, Hitler’in İkinci Dünya Savaşı’nı kazandığı bir senaryonun mümkün olmasıdır.

Anlar ve tercihler hayatımızı her saniye değiştirebilmektedir. Kelebek etkisini de bu bağlamda değerlendirdiğimiz ortaya çıkan muazzam tabloyu düşünün. Önemsiz sandığımız ayrıntılar dahi geleceğimize yön verebilmekte. Aynı zamanda kişinin kendi yaşantısındaki ayrıntılara bir de diğer insanların ayrıntıları eklendiğinde bir kişinin sadece bu dünya ile yargılanması, paralel evren fikrine uçuk gözüyle bakmamıza engel olabilir. Elbette Allah’ın adaletinden şüphem yok ama uçuk olarak değerlendirilen fikirlerin aslında mantıklı olabileceği görmek, hakikati bulma arayışında bize yol gösterici olabilir ve Kur’an’ın bize söylediği sorgulamak, araştırmak, düşünmek, akılını kullanmak eylemini gerçekleştirmemize yarar. 

Paralel evrenler şu şekilde olabilir: Yaşanılan olaylar çoğunlukla aynıdır fakat o olayları gerçekleştiren kişiler farklıdır. Aslında diğer evrendeki kişiyle o kişi aynıdır ama sadece oynadığı rol farklılaşır. Örneğin 11 Eylül olduğunda başka bir evrende Bush, olayları televizyonda seyreden apolitik bir çiftçi olabilirken Usame bin Ladin ise o sırada ABD başkanı olabilir. Örnek olarak verdiğim bu senaryo gibi milyarlarca senaryo üretilebilir. Bu tarz bir paralel evren yapısında rolleri farklı olan aynı kişiler, bir sınavda oldukları için farklı kararlar verebilirler ve dolayısıyla oradaki tarih farklı işleyebilir. 

Bu dünyada Hz. Musa’nın, Hz. İsa’nın veya Hz. Muhammed’in getirdiği tebliği bozan ya da ona sonsuz şekilde uyanlar farklı bir evrende yer değiştirmiş olabilir. Örneğin bir evrende Hz. İsa’nın öğretisini üçlü sisteme çevirerek onu bozan bir kişi başka bir evrende Hz. Muhammed’e en yakın bir konumda iken sınanabilir. Farklı evrenlerde şartlar farklı olacağından dolayı Kur’an’dan önceki toplumlar nasıl Kur’an’la yargılanabilir sorusu da böylelikle düşmüş olur.  Kur’an bize temel ilkeleri verir ve bu ilkeler çerçevesinde insanlar sınanır. Bir kişi sınanmadığı bir günahtan muaf tutulabilir mi veya onun ödülünü alabilir mi? 

Paralel evren fikrine dair karşımıza çıkan sorunlardan biri, evrenlerdeki yaşantının ne kadar farklı ya da benzer olduğudur. Sadece verdiğimiz kararlara göre ufak değişikliklerin olabileceği bir evren yapısı olduğu gibi dini açıdan sizin farklı şartlarda sınandığınız evrenler de olabilir. İnsan içinde bulunduğu jele göre de yargılanır. Bu yüzden olası paralel evrenlerde sınanan kişi açısından içinde bulunduğu şartların farklı olması yüksek ihtimaldir.

Birbirinden çok farklı coğrafyalarda yaşayan insanları düşünün. Birbirlerini hiç tanımayacak olan ortalama yaşama sahip insanların maruz kaldığı olaylar ve durumlar genellikle aynıdır. Doğ, büyü, oku, çalış, evlen ve öl. İnsanın fıtratı, yeteneği, kapasitesi ve acizlikleri benzerdir. Örneğin insanın duygusal durumuyla ilgili dünya çapında yapılmış filmleri veya kitapları düşünün. Örneğin çok uzak bir bölgede çekilen bir aşk filmi, çok uzaktaki bir şahsı etkileyebilir. İnsanlar bu sayede yeni bir dil öğrenebilirler çünkü aynı durum ve olayları farklı şekilde ifade ederiz veya ona yüklediğimiz anlam farklıdır. Zaten böyle olmasa insanların arasında tür farklılıkları olması gerekirdi. Şu an Elon Musk’la bir Eskimo’nun hayatı sandığımızdan daha benzerdir. Rastgeleliliği zayıflatan bu durum, bir yaratıcı varlık fikrini güçlendirir. Fakat ateistler açısından sadece bu evrene odaklanmak, rastgeleliliği destekleyici olarak öne sürülebilir. Burada bir çelişki vardır. İnsanın belirli bir fıtratta doğmuş olması, paralel evrenlerdeki farklı senaryolar bağlamında düşünüldüğünde çok daha sağlam şekilde yaratıcının varlığını kanıtlayabilir. 



İnsan bedenini hareket ettiren ve dinler açısından yargılanan varlığa dair tarihte çeşitli yorumlar görünmektedir. Kimisi buna ruh derken kimisi de töz, cevher ya da sadece bilinç der. Paralel evrenler ve din açısından bakıldığında aradaki farklara rağmen farklı paralel evrenlerdeki insanın ruhu, tözü, cevheri veya bilinci aynıdır. Emin olmamakla birlikte bu farklı evrendeki insanların zekâ ve kapasitesinin de aynı olduğunu düşünüyorum çünkü zekâları farklı olan aynı kişi nihai aşamada sağlıklı veriler sunmaz. Ama yaptığı tercihler ve yaşantısına göre gelişim süreci farklı olabilir. 

Aynı evrende fıtratları aynı olanları farklı şartlarda sınamak mı daha güçlü ihtimaldir? Yoksa farklı evrenlerde, fıtratları aynı olanları sınavına göre değişen veya aynı olan şartlarda sınamak mı daha güçlü ihtimal? Bence ikincisi. Hakikati aramak zordur ama değerli bir çabadır. Paralel evrenlerin İslâm’a uygunluğu, ufuk açıcıdır. 

Paralel evren ve kader

Ateistlerin veya farklı görüşten insanların ortaya attığı “Allah her şeyi biliyorsa, o zaman neden biz hâlâ sınav içindeyiz” argümanına paralel evrenler bir cevap olabilir. Kaderin zorlayıcılığı, paralel evren fikriyle yok edilebilir ve kader, özgürleşir. Paralel evrenler kader inancının ve Levh-i Mahfuz’un anlaşılmasındaki açıkları kapatır. Allah’ın ilmi söz konusu olduğunda onun her şeyi bildiği fikrindeyim. Bazı ilahiyatçılar “Allah’ın bizim tercihlerimizi bilemeyeceğinden bahsetmekte ve eğer öyle olursa sınava tutulmamızın bir anlamı olmaz” demektedir. Paralel evrenler olsun veya olmasın ben bu fikre katılmıyorum ve kadere inanıyorum ama yine de paralel evrenlerin bazı insanlar için mantıklı gözüken bu soruya güzel bir cevap olduğu kanısındayım. 

Bir insanın, milyonlarca ihtimalden bazılarını seçerek her evrende kendi yolunu bulması benim açımdan kaderin varlığına bir işarettir. Ama şunu da söylemek gerekmektedir: Eğer kader varsa özgür değilizdir fikri sadece bu dünya için düşünüldüğünde güçlü bir argüman olarak görünmektedir. O yüzden bu tartışmalarda ortak bir sonuca varmak çok zordur. Paralel evren ihtimalini güçlendiren hususlardan biri de bu tarz ihtilaflardır.



Son söz

Bütün bu anlattıklarım doğrultusunda vardığım sonuç ilk başta tuttuğum cümledir. Paralel Evren Teorisi, İslâm’la çelişmez; bilakis bir sınava tabi olmak paralel evren teorisini destekleyicidir. Hatta birazcık cesur olabilsem “mecbur kılar” bile diyebilirim ama Allah’ın yaratma sanatına tam anlamıyla vakıf olmadığımdan dolayı bu tarz iddialı bir cümleyi söylemem mümkün değil. Yine de paralel evrenler teorisi bana gayet makul ve İslâm’a uygun geliyor.