25 Kasım 2017 Cumartesi

Fayda, ihtiyaç ve insanın acizliği

 


Her insan diğerinin aparatıdır.

Her insan diğeri için npc'dir(video oyunlarında yapak zekâ tarafından kontrol edilen karakterler).

Her insan diğerinin seyircisidir.

Birbirini tamamlayan bu iki sözü kesinlikle faydacı ve kalpsiz biri olduğum için söylemiyorum. Her zaman yapmak istediğim şekliyle gerçeğin ve hakikatin peşindeyim. Bu yolda olmak için her türlü bedeli ödemeye hazırım. Bu bedelin içinde insanların bana "faydacı, kötü insan" gibi yakıştırmaları da mevcut.

İnsanların kendini faydacı olarak tanımayıp her şeyi insanlık namına yapması aradaki fayda unsurunu engellemez. Bilindiği gibi insan sosyal bir varlıktır. Bunu kendi iradesiyle kırdığı zaman ister istemez sağlıyı bozulmaya başlar. Yani diğer insanlarla iletişimde olmak, her insan için bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç unsuru devam ettikçe fayda da devam edecektir.

Örneğin dostluk veya arkadaşlık insanlar için bir ihtiyaçtır, dolayısıyla sizin arkadaşınızla kurduğunuz ilişki fayda üzerinedir. Başka bir örnek de evliliklerdir; iki tarafta birbirinin ihtiyacını karşılar, yani ihtiyaç temelinde gelişen bir düzen vardır. Buna karşılık denebilir ki örneğin felç kalan kocasına/arkadaşına/yakınına hiçbir beklentisi olmadan bakan insanda mı faydayı gözetir? Evet, arada yine fayda ilişkisi vardır. Felçli kişiye bakan kişi bunu Tanrı katında değerini artırmak veya vicdanını rahatlatmak için yapabilir.

İnsanların ilişkilerinde faydayı gözetmemesi veya bu unsura dikkat çekenlere "kalpsiz, kötü insan" gözüyle bakmaları, aradaki fayda unsurunu yok etmez. Bu tamamen kendini kandırmak olur. Konumlar ve gerçekler bambaşka şeylerdir. Senin gerçeğe dair yorumun gerçeği değiştirmez. İnsanlar birbirlerinden ne zaman ayrılırlar? İlişkileri yürümediği zaman. Aslında bu durumun her şeyin özetidir. İnsanın bireysellikle yücelmesi gayet ortadayken, diğer insanlara muhtaç olması, onun açısından büyük bir acizliktir; adeta bir lanettir.

İhtiyaçlar meselesi insanların acziyetini gösteren etmenlerin başında gelir. İnsan zekası sayesinde atom altı parçacıklar üzerinde çalışmalar yapabilir, Higgs bozonunu bulabilir, uzayda koloni kurabilir veya insan zekasını aşabilecek yapay zekalar oluşturabilir; fakat bu durum insanın aciz bir varlık olduğu gerçeğini değiştirmez. Bir zamanlar mağaralarda yaşayıp avcı toplayıcılık yapan bir insanla Albert Einstein arasındaki benzerlikler eminim ki farklılıklardan çok çok daha fazladır.

İnsanlar genelde otomatik pilotla yaşar gibi oldukları için fayda etmenini de göz ardı ederler çünkü üzerinde durulmayacak yaygın bir şeydir. Bu yüzden de insanlar bu unsura yokmuş gibi davranırlar.
Yine de var olan durumu ortaya koymayı kendime borç bildiğimden dolayı bu yazıyı yazdım.

Hakikatin yolundan ayrılmamak dileğiyle...


11 Kasım 2017 Cumartesi

Konumlar, Hakikat ve Kuantum




Konumlarla hakikatin farklı yerlerde olabileceği aslında öyle uzun uzun konuşulacak bir konu değil çünkü 2+2=4 kadar basit bir gerçek.

Fakat buna rağmen çevrenizdeki insanlara baktığınızda bunun neredeyse hiç farkında olmadıklarını görürsünüz. Bu durum kafamı uzun süredir kurcalıyor çünkü bilinç sahibi olan bir canlının bu kadar basit bir gerçeği ıskalayabilmesi inanmak istemediğim bir durum.

İnsanların elbette savunduğu fikirler olabilir ama karşı tarafın konumuna/pozisyonuna göre fikirlerini şekillendirmek sık yapılan hatalardan biridir. Bu durumun altında yatan nedenlerinden biri insanın varoluşsal olarak dünyayı algılayışının kendi konumundan dolayı olmasıdır. Fiziki gerçeklik, fikrî değerlendirmelere sirayet eder. Bilinçaltında ortaya çıkan  "Ben buradayım, onlar orada" duygusu hemen hemen her konudaki tartışmada ortaya çıkan bir psikolojidir.

Normalde doğal karşılanabilecek olan bu tespit benim açımdan gerçekliğe ve doğruya dair yorumları alt üst eden bir gerçekliktir. Fiziki olarak var olmak, dünyayı ve çevreyi anlamamıza yardımcı olurken aslında bir yandan da doğuştan bizi kısıtlamakta ve bir çerçeveye sokmaktadır. Çünkü her şey ister istemez göreceli olmaya başlar. Doğrulara ve gerçekliklere tam anlamıyla tarafsız olmak için yok olmamız gereklidir.

Bu bağlamda paradigmalar önemli bir örnek olabilir; çünkü onlar, bizim düşünmemizi kolaylaştırırken bir yandan da zihnimizi belirli kalıplara sokar. Çoğu zaman en önemli filozoflar ve bilim insanları bile bu tarz etkilerden kaçamıyor.

Var oluşun sancısını artıran etkenlerden biri işte budur. Hangi fikri savunursan savun sen kendi konumundan yaptığın tespitleri dillendiriyorsun. Evrende elbette pek çok nesnel bilgi var; hepimiz aynı güneşle ısınıyor, aynı evrende yaşıyoruz vb. Fakat bu nesnel bilgileri değerlendirme aşamasına geçtiğimizde var oluşun etkileri gün yüzüne çıkıyor.



Karşı tarafla empati yapıp onların fikrini anlamaya çalışmak istisnalar haricinde genellikle sadece şekil ve laf olsun diye yapılan içsel retoriktir. İnsan doğasını sevmemenin en büyük sebeplerinden biri budur. Özü yakalamak, fikirlerinden bağımsız şekilde değerlendirildiğinde sanıldığından çok çok daha az insana nasip olur. Çünkü insanlar fikirlerinin dinlenmesi için bir yere ait olmaları gerektiğini bilirler. Yani kendi varlıklarının onları kısıtlaması yetmezmiş gibi hayatta başarılı olmak için de kendilerini bir yere zincirlemek zorundadırlar. Sistem buna göre işler. Başarızlığın sağlık bozucu yönlerinden dolayı insanlar için bir yere kabul edilmemek kabus gibidir. Bugünkü sistemde hakikati bulma iddiasındaki bir kişi, fikirlerini anlatabilmek için konumunu belli etmek zorundadır.

Bazı konularda yorum yaparken kendimden şüphe duyuyorum; çünkü acaba ben durduğum pozisyonu temsil eden bir söylemde mi bulunuyorum yoksa konuşulan konu hakkında nesnel ölçütler neticesinde ulaştığım sonuçları ve değerlendirmeleri mi aktarıyorum? İçsel sorgulamalar hakikati arayışta en önemli yardımcılarımızdan biri.




Kuantum

Konumlar ve hakikat arasındaki ilişki, hakikatin bulunup bulunamayacağını da daha komplike şekilde tartışmaya açar. Çünkü Kuantum'um bize söylediği şekliyle elektronları gözlemlemek onların davranışlarını değiştirir. Benzer şekilde hayata dair konularda bizim bir tarafta olmamız veya bir fikri savunmamız, hakikati ve gerçeği ıskalamamıza ve onu hiç yakalayamamıza neden olabilir. Çünkü insanlar eninde sonunda bazı fikirleri savunur. Fakat bu fikirler, insanlardan bağımsız olarak mı doğrudur yoksa insanlar onu savunduğu için mi doğrudur? Doğrular insanların yorumlarından etkilenir mi? Sosyal olaylarda nesnellik bu açıdan pek mümkün görünmemektedir.

Yukarıda fiziki olarak var olmanın etkilerinden bahsetmemin birincil nedeni Kuantum'dur; çünkü var olmak başlı başına taraf olmaktır.

Kuantum'dan ilham alarak rahatlıkla şu sonuca varılabilir: Bir fikri savunmak hakikati bir yerlerinden kaçırmamıza neden olabilir; fakat buna mukabil her fikir de hakikatten bir parça taşıyabilir.

Hakikatin yolundan ayrılmamak dileğiyle...

3 Kasım 2017 Cuma

Dindarlarımız ve Allah'ın hüküm parametreleri

 

Şanslı mı ya da şansız mı olduğumu bilemediğim bir şekilde dindar bir ailede ve çevrede doğdum. Bu kaçınılmaz durumun sonucu olarak Allah'ın gerçekten böyle bir insanlık istediğine dair sorularım oluşmaya başladı. Çünkü ben Allah'ın insanlara "Bağnaz, beyinsiz, dar kafalı, şekilci, hizipçi, mezhepçi, ezberci olun; sorgulamayın; kendi sonunu bile bilmeyen birine bağlanın, o sizi cennete götürür." dediğini hiç sanmıyorum. Ama burada şöyle bir sorun var: Evet bir yaratıcının insanlara böyle söylemesi en azından benim açımdan mümkün olarak gözükmemekte. İyi de bu adamlar çok fazla ibadet ediyorlar. Namaz, oruç ve zekatları onlara nasıl öğretildiyse öyle yapıyorlar, içki içmiyorlar ve kumar oynamıyorlar. Bu ikililiği nasıl açıklayabiliriz?

Bu insanlar az önce saydığım emir ve yasakları doğru yaptıkları veya öyle düşündükleri için kendilerini Allah'ın temsilcili vb. zannediyorlar. Sakın ha abarttığımı düşünmeyin. Bu psikolojileri o kadar açık ki, insanların günah ve sevabına dair kontrolleri hiçbir zaman ihmal etmiyorlar. Siz onların din anlayışına karşı bir eleştiri getirdiğinizde hemen sizin günahlarınızı hatırlatıyorlar.

Şimdi cennetin üst tabakaları bu tarz insanlarla mı dolu olacak? Tarihten bu yana bu tarz insanlar insanlığın tamamı olsa ve ibadetini hiç aksatmasa insanlık herhalde mağaralardan çıkamazdı.

Kendini Allah'ın temsilcisi veya bekçisi gören bu insanların ortak özelliklerinden biri akıl ve sorgulama düşmanlığıdır. Cübbeli tayfasının "felsefe ahmaklıktır" tarzı sözlerini duymuşsunuzdur. Şimdi bu adam bilmiyor ki, felsefe olmasa kendi olmayacaktı. Bilimsel gelişmeleri tetikleyen etmen, her zaman sorgulayıcı akıldır. Felsefe gelişmese merak ve sorgulama gelişmez, bunlar olmasa bilim gelişmez, bilim gelişmeyince tıp gelişmez, tıp gelişmeyince nüfus artmaz. İşte biz tarihteki bu gelişme seyrinin sonucuyuz. Bu seyir olmasa şu an dünya nüfusu çok daha az olurdu.

Dindarlarımızın bir diğer özelliği de dini sömürmeleridir. İnsanlara hurafe satarak geçimini sağlayan bu insanlar bunu gayet olağan karşılarlar ve görebildiğimiz kadarıyla gelilrlerini lükse harcarlar. İnsanlara dünyanın önemsizliğini ve ahiretin önemini anlatan insanlar dünya hayatındaki standartlarını yükseltmeye çalışırlar. Eğer elde ettiğiniz gelir helalse eyvallah istediğiniz gibi harcayabilirsiniz ama insanlara örtük veya açık bir dini kibirle dünya hayatının önemsizliğini anlatırsanız burada büyük bir çelişki vardır.

Bu dindarlarımızın ayırt edici özelliği hurafeleri pek sevmesidir. Hatta neredeyse hayatlarının tamamı hurafeler üzerinedir. Küçüklüğümden bu yana bu hurafelere maruz kalmanın beni zehirlediğini çoğu zaman hissediyorum. Normal bir insanın bu hurafelere ve hurafeleri kullananlara katlanması mümkün değildir.

Mesela hani biz İslâm'da aracılık yoktur diye övünüyorduk ya. Eee şu an bizdeki bu aracılık ve ruhbanlık mekanizması nereden çıktı. Hıristiyanlarla aramızda olan farklılığı anlatmak için övüne övüne kullandığımız bu argüman şimdi bu hurafeci dindarlar yüzünden yok edilmiş durumda. "Aracısız Allah'a bağlanılmaz, direkt Allah'a bağlanırsan şeytana bağlanırsın." tarzı lafları hepiniz duymuşsunuzdur. Bu insanlar her anlamıyla Ortaçağ katoliklerini andırmaktadırlar.

Gördüldüğü üzere onların yaptığı ibadetler, onların ahiretlerini garanti görmesine ve kendilerini din temsilcisi zannetmelerine yol açmaktadır. İşte benim kafamı karıştıran noktalardan biri budur. Allah onların ibadetlerini yok sayıp hurafelere bakarak onları cehenneme gönderir mi yoksa ne olursa olsun ibadetlerini yaptıkları için diğer konuları yok sayar mı? Elbette en doğrusunu Allah bilir ama benim bu konuda kafam çok karışık. Çünkü ben bu tarz insanları cennette bile görmek istemiyorum.

Övündüğümüz bir diğer konu da köleliliğin kaldırılmasıdır. Kur'an'da kölelikle ilgili hükümler olsa da, genel olarak köleliği zamanla kaldırdığını biliyoruz. Zaten Kur'an'ın bir insanın diğer bir insana bu kadar körü körüne bağlanmasını tasvip etmesini hiç beklemiyorum. Durum böyleyken şu anki kadınların durumunu nasıl açıklayacağız? Çoğu evlere hapsedilmiş durumda ve kocasının kölesi. Ev işleri adeta beyinlerini sulandırmış şekilde kocasına hizmet etmenin mutluluğunu yaşıyorlar. Bu bizim çok dindarlara kalsa hiç okula falan da götürmezler bunu biliyoruz. Yani şimdi Allah, kadınların köle yapılmasını mı istiyor sorarım size?

O kadar saçma sapan insanlar ki, tek eğlenceleri dedikodu yapmak. Şimdi erkekler kadınları günah olmasın diye evlerinden çıkarmıyorlar ya, o zaman bu adamların kadınları diğer kadınlarla da görüştürmemeleri lazım. Çünkü gıybet de günah değil mi? Burada çok açık bir çelişki var. Açıkçası ben bu tarz canlılara insan gözüyle bakamıyorum. Bir insanın böyle bir yaşamı kabul etmesine inanamıyorum.

Bunlarınki nereden baksan elinde kalan bir din. Her taraf çelişki ve hurafe dolu.

Şimdi örneğin Yahudi bir ailede doğsa en bağnaz Yahudi, Hıristiyan bir ailede doğsa en bağnaz Hıristiyan, Budist ailede doğsa en bağnaz Budist vesaire vesaire olacak bu tiplerin İslam'ı bu hâle getirmelerine ve dini ele geçirmeleri karşısında ne yapacağız? Bunların hükmü Allah katında nedir?

Bana sorarsanız bu sorunu çözecek seçenek paralel evren teorisidir. Bu konuyu başka bir yazımda genişçe anlatmıştım. Yani herkes gerçek kimliği ve niteliği ortaya çıkacak şekilde farklı evrenlerde sınanacak ve böylelikle ahiretleri belli olacak. Öbür türlü çelişkiler peşimizi hiç bırakmıyor.