23 Nisan 2018 Pazartesi

Bu toplum Anadolu'yu ve İstanbul'u hak etmiyor


Türkiye’deki düşük ve pespaye toplumun Anadolu ve İstanbul'a yaptıklarını gördükçe kahroluyorum. Anadolu'nun ve İstanbul'un tarihsel zenginliğini ve insan ruhunu yücelten geçmişini mahveden insanlarla çevrili etrafımız.

Bağnazlıkları, ucuzlukları, taklitçilikleri Anadolu gibi kadim bir bölgeyi mahvetti. Anadolu'yu karış karış dolaşın; istisnalar haricinde estetikten ve akıldan yoksun yapılar, çevre ve insanlar göreceksiniz. Bu toplum âdeta toprağın doğal yapısını zehirledi.

Şu anki toplumu bir virüsten hallice buluyorum. Celal Şengör katıldığı televizyon programında güzel bir örnek vermişti: Felsefenin doğduğu yer olarak kabul edilen Milet'teki kalıntıları düşünün, bir de çevredeki günümüz köylerindeki insanları düşünün. Köylüler gene iyimser bir örnek, onlar en azından hayvanı bilirler, doğayı bilirler, toprağı bilirler. Ya şehirlerdeki oksijen israfı yığınları ne yapacağız? Hemen "nefret söylemi" vb. demeyin; çünkü toplumun yaptıkları ve benim buna karşı somut bir şey yapamayaşım karşısında kendimi suçlu hissediyorum.

İnsanlığın başının belası olan siyaset, taraftarlık, holiganlık gibi konular bütün dünyanın sorunu ama ülkemize ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Siyasi çıkar arayışı, rant, çabuk zenginleşme, peşkeş çekme gibi pespaye niyetlere sahip insanlar ülkemizde sanıldığından daha fazla. Çünkü şu an iktidarı eleştiren muhalif gruplar yarın başa geçtiklerinde bu sefer kendi yandaşlarının aynı pespayeliği yapma olasılığı çok yüksek. Sorun, siyasetle ilgili ama ondan çok daha geniş bir konu. Toplumsal ve siyasi iklim itibariyle çok sakat bir yerdeyiz. Her yere “Benden olan istediğini yapsın; benden olmayan istediğini yapmasın.” anlayışı hakim ve bunu da övünerek yapıyorlar.

TOKİ'ciliği marifet sanan şehircilik anlayışı ve beton sevgisi gibi konular çok fazla konuşuluyor ama işin sonunda her şey normalmiş gibi karşılanmaya başlıyor. İşte benim zoruma giden bu. İstanbul mahvedilirken, çoğu şehirde ormanlar rant için bertaraf edilirken, tarihi eserlerin çevresi ve meydanlar ağaçsızlaştırılırken ne yapılabildi? Bunu bütün siyasi veya toplumsal çevrelere soruyorum.

Konumu, pozisyonu, maddi durumu ne olursa toplumdaki düşüklük her yere sirayet ediyor. Dolayısıyla tahripkâr kolektif çıktılar çok şaşırtıcı olmuyor. İşin kötü tarafı insanlar, toplum ve siyaset kendini normal sanıyor ve değişmek için hiçbir çaba göstermiyor.

Benim inanmakta zorlandığım nokta, bilim ve teknoloji ivmelenerek ilerlerken toplumun önemli bir kısmının zihin olarak hâlâ milattan öncelerde yaşıyor olması. Tarihin düz bir çizgi olarak ele alınamayacağı gerçeği hayret verici şekilde karşımıza çıkıyor.

Tarihte ciddi etkileri olmuş kadim medeniyetlerin kalıntılarının insanları sarsmaması insan doğası açısından değerlendirilebilecek bir konu. Zamanın ruhu ve konjonktür 'şimdi'yi sandığımızdan daha fazla etkiliyor olabilir. Mesela şu an Irak ve Suriye'yi düşünün. İnsanların kaçı acaba üstünde oturdukları medeniyetin farkında?

İnsanlarda ciddi bir ufuk problemi var. Bilim ve felsefeden yoksunluk ve vizyonsuzluk insanları ister istemez siyasete ve siyasi gündeme boğuyor. Batıda da siyaset aşırı derecede etkin olsa da onlarda en azından diğer alanlarla dengeyi sağlayacak bir potansiyel var. Örneğin bilimde geliştiklerinde elde ettikleri verilerin diğer alanlarda da kullanılacabileceğini biliyorlar. Olması gereken bence kendi devletine hizmet etmek değil de insanlığa ve gerçeği arayışa hizmet etmek olsa da insanların araştırmacı yönünü teşvik eden atmosferin yararlı olabileceğini düşünüyorum.

Araştırma ve sorgulama olmaması kadim medeniyetler üzerine oturan insanları ister istemez sadece izleyici konumuna oturtuyor. Mesela Türkiye'deki ve Ortadoğu'daki arkeolojik kazılara, antik şehirlerin bulunuşuna veya Anadolu'daki tarihi eserlerle ilgili çalışmalara bakın; önemli bir kısmı yabancılar tarafından yapılmıştır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder