3 Nisan 2018 Salı

Tanrı neden yaratır?




 “Tanrı bütün kusurlardan münezzehtir.”
“O zaman senin burada ne işin var?”

Özellikle teizmin etkisiyle insanların kafasında oluşan tanrı tasavvurunda temel nitelikler şöyledir: Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, mutlak iyi.

Din felsefesine bakarsanız teistlerin kendi dinlerini ve tanrılarını savunma adına kullandıkları argümanların hemen hemen hepsi bu üç sıfata dayanır. İşin ilginç tarafı farklı dine mensup her teist bu sıfatları kendi dinin tanrısını ispatlama adına kullanır.

Öncelikle başka bir yazımda ele aldığım üzere tanrı kavramının dinlere ve dinlerin tanrısına sıkıştırılmasını doğru bulmadığımı belirtmek istiyorum. Bu yazımda eleştireceğim tanrı anlayışı haricinde başka bir tanrının varlığını –şu an için- reddetmiyorum, genelde bilmiyorum diyorum. Yani dinlerin tanrı tasavvurunun çelişkisini göstermek, tanrı seçeneğini tamamen elemek değildir. Başka bir tanrı var olabilir. Neden olmasın?

Tanrı ve tanrının gücü konusundaki kafa karışıklığına yol açan sebeplerden biri, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve mutlak iyi olan tanrının yaratmasıdır. Çünkü böyle bir tanrının yaratmak için hiçbir sebebi yoktur. Zaten yaratmak için hiçbir sebebi olmadığı için o mükemmel ve kusursuzdur. Yarattığı anda mükemmelliğinden vazgeçer. "… için yaratır" demek, kusursuzluğun kendisiyle çelişir. Tanrının nasıl bir amacı, ereği, arzusu olabilir? Tanrının nasıl bir ihtiyacı olabilir? Bütün erekler ve amaçlar zaten ondadır; bir şey yarattığında boşu boşuna yaratmış olur, ki bu da yine mükemmelikle çelişir. 

Bu noktada “Herkesin Tanrı tasavvuru farklıdır.” gibi bir itiraz gelebilir fakat bu itirazın yeterli olmadığını düşünüyorum. Bir insan elbette hem mükemmel olan hem de yaratan bir tanrı tasavvur edebilir fakat yaşadığımız hayat bunun çelişkili olacağını söylüyor. Kaldı ki fikri ne olursa olsun “yaratmak”tan kastedilen fiilin herkes ortak şekilde farkındadır; herkes aynı dünyada ve evrende yaşar. Dolayısıyla kusurlarla, kötülüklerle ve acizliklerle dolu bu hayat, mükemmellikle ve kusursuzlukla karşılaştırma yapma şansı verir. Tanrı tasavvuru ne olursa olsun mutlak yetkinliklerle bezeli metafizik bir varlığın mükemmellik derecesi düşünüldüğünde bu hayatın böyle bir tanrının eseri olmadığı benim açımdan gayet açıktır.

"Sanatçıya neden sanat yapıyorsun diye sorulmaz?"


“Tanrı neden yaratır?” sorusunu sorduğunuzda alacağınız muhtemel cevaplardan biri şudur: "Sanatçıya neden sanat yapıyorsun diye sorulmaz?"

Sanatçı için sanat yapmak belli yönleriyle bir ihtiyaçtır. Aslında bu cevapla söylenmek istenen şey, sanatçının sanat yapmak zorunda olmasından kaynaklanan bir sebep bulma çabasına benziyor.  Fakat sanatçı için sanatın bir zorunluluk veya kendiliğinden olan bir şey olma özelliği Tanrı için söylenemez çünkü o zaman "Yaratmak, Tanrı için bir zorunluluk veya bir vazgeçilmezdir." gibi bir sonuç ortaya çıkar. Bu da kendi içinde çelişkilidir. Ayrıca "Antropomorfik(insansı) özellikler Tanrı için kaçınılmazdır" gibi bir bilinçaltını ifşa eder. Teistler, mükemmel-kusursuz tanrı kavramını iştahla kullanmadan önce iyi düşünmeliler.  

Meselenin kırılma noktalarından biri şudur: Şu anki yaşadığımız hayatı ve evreni yaratan illa bir tanrı bulacaksak kendimize bu tanrının kusurlu bir tanrı olduğunu kabul etmek zorundayız çünkü bugünkü hayat başka türlü açıklanamaz. İnsanların hayata gözlerini açtıktan ve dinlerin tanrısına inandıktan sonra bunu kabul etmeleri zor olsa da tanrının temel nitelikleri bize evrenin, meleklerin, cinlerin, insanların, hayatın vb. yaratımı için hiçbir sebep ortaya koymuyor.

Tanrı kendini tanıtmak mı istiyor? Ya da kendini bilmek mi istiyor?


Doğu dinleri, sufiler veya diğer ezoterik öğretiler yaratıcının yaratma sebebi olarak bilinmeyi sevme isteğini söylerler. Tasavvuf gibi ezoterik öğretiler "Tanrı Tanrı'yı görmek istedi ve kendini içinde görebileceği bir aynayı, yaratılışı yarattı. O'ndan başkası yok." der.

Diğer bir argüman da şudur: “Tanrı kendi varlığından haberdar olacak varlıklar yaratmak istedi.”

Bu ve benzeri tespitler mükemmel-kusursuz tanrıyla yine uyuşmaz. Sonuçta tanrının kendini bilmesi veya varlığından haberder etmek istemesi demek, ihtiyaç ve istek demektir.

Şu kusurlarla dolu hayatımızda bile bilinçliliğin esaslarından biri kendini bilmektir. Tanrı kendini bilemeyecek kadar aciz midir? Diğer yandan tanrının kendinden haberdar olacak birilerinin olmasını isteyişi de fazlasıyla garip. Böyle bir ihtiyacı olduğu hâlde hâlâ teistlerin tanrının kusursuzluğundan yola çıkıp kendi dinlerini aklama çabalarını görmek hayret verici duygular uyandırıyor bünyemde.

İki argüman da görüldüğü üzere tanrının yaratılışa ihtiyaç duyması mükemmellikle yan yana gelemez.

Ben, "Mükemmel-kusursuz Tanrı bir şey yaratmaz." demiyorum; "Bir şey yaratması için hiçbir sebebi yoktur." diyorum. Sonuçta Tanrı yaratmasa bile yaratıcı gücünü saklı tutabilir, bu durum onun yaratıcı netiliğini sonlandırmaz.

Dinler tarafından “sınav” olduğu söylenen böyle bir dünyayı, hayatı ve evreni, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve mutlak iyi bir Tanrı'yla özdeşleştiremiyorum. 

Şu an bir hayatın ve evrenin var olduğundan emin olduğumuza göre, önümüzde üç seçenek olduğunu düşünüyorum:

1- Dinlerin tanrısı yok

2- Dinlerin tanrısından başka bir tanrı, tanrılar ya da tanrısal sistem var. (Evrenin Tanrı olma ihtimali dâhil.)

3- Hiçbir şekilde herhangi bir tanrı, tanrılar ya da tanrısal sistem yok.

2 yorum:

  1. Selahattin Hacıoğlu10 Temmuz 2018 07:07

    Yaratılış olmadığını da öne süren ezoterik öğretiler var

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet aslında ezoterik öğretilere göre evren fışkırmıştır ve yaratılan-yaratan ayrımı yoktur.

      Sil