14 Haziran 2018 Perşembe

Westworld ve Simya




Yapay zekâ ve bilinç temalı yapımların popülerleşmesi ve olası getirileri


Son yıllardaki yapay zekâ tartışmalarının doğal sonuçlarından bir tanesi insan bilincinin kaynağının sorgulanmasının bir nebze de olsa yaygınlaşmasıdır. Bu konu daha önce de gündemdeydi elbette. Sonuçta insanlığın en temel sorularından bir tanesi bilinç.

Teknolojinin imkânlarıyla birlikte görsel üretimin kalitesinin artması temel soruların daha ayrıntılı şekilde irdelenmesine ve insanların günlük hayatının içerisine girmesine neden oldu. Normalde sadece eğlence sektörü gözüyle bakılabilecek olan diziler, filmler ve oyunlar insanlığın en temel sorularını gündemlerine almaya başladı. Gerçekliği sorgulatan Matrix'in yaptığı etkiyi her an gözlemleyebiliyoruz. Hayattaki algoritmalar, örüntüler, rutinler insanları kendi gerçekliklerine ve hayatlarına dair en uçuk görülebilecek konularda bile insanı şüpheye düşürüyor. Evren karşısındaki acizliğini az veya çok anlayan her insan ister istemez varoluşsal sorgulamalara maruz kalabiliyor. Gerçi çoğu insan bu tarz konulara kafalarını pek takmıyor ama popülerleşen ve sorgulamaya yönelten yapımlar insanı az veya çok etkiliyor. 

Simülasyonda yaşıyor olabilir miyiz? Rüyada mı yaşıyoruz? Nedenselliğin olduğu evrende kendine çizilmiş roller oyanayan birinden farkımız kalır mı? Ve daha pek çok benzer sorular karşımızda öylece duruyor ve cevaba ulaşamadığımız müddetçe durmaya devam edecek. Zamanla insanlığın değişimiyle birlikte bu konular daha farklı hikâyelerle karşımıza çıkacak.
Westworld'de robot bedenler böyle yapılıyor. Görsellik olarak gerçekçi ve etkileyici.

Westworld'un anlatmaya çalıştıkları


Westworld insan bilincini sorgulayan ve yapay zekânın gerçek anlamıyla bilince kavuşup kavuşamayacağını irdeleyen son yılların en önemli yapımlardan bir tanesi. Özellikle olayı sadece yapay zekâya indirgemeyerek insandan yola çıkmamızı ve iki tür arasındaki ilişkilere felsefi ve bilimsel açıdan yaklaşması takdire şayan.

Yapay zekâ ve insan ayrımını olabildiğince bulanık hâle getirmeleri, başlangıç etkiketlerine ve hazır düşünce kalıplarına başvurmadan önce devinen ve nitelik temelli düşünmeleri zorunlu kılıyor. Kim robot kim insan bunun cevabını bulmak size kalıyor. Böylelikle bilime ve zekâya dair hem robot hem insan olmak üzere ileri kanallı bir düşünme ve sorgulama gerektiriyor. Yani bir insanı insan yapan nedir ve bir robot neden insan değildir tarzı sorular otomatik olarak sizin süzgecinizden geçiyor. Dolayısıyla dizinin amaçlarından birinin insanın kendini tanıması olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Robot ve insan ilişkileri tek yönlü olarak irdelenmiyor. Mesela üstünlük bakımından başlangıçtaki insanların mutlak üstünlüğü zamanla zayıflıyor ve bazı yerlerde robotlara üstünlük tanınıyor. Tabii gücü ele geçiren robotların nasıl davranacağı biraz senaristlerin inisiyatifine kalmış durumda. Dizide "robotlar gücü ele geçirirse aha bunları yapacaklar" gibi bir fikir aşılaması olmadığı için dizinin bu konuda iyi performans sergilediği söylenebilir.  Ellerinden geldiğince çok alternatifliliğe müsaade eden bir işleyiş mevcut ama sonuçta bu bir dizi ve belli bir akışta devam etmesi gerekiyor.

Dizide robotlar insanlara çok benzediğinden dolayı iki tür arasındaki olaylar simetrik sayılabilecek ilişki çerçevesinde gerçekleşiyor. İnsanlar robotları en nihayetinde tasarlayan ve onlara hikâye verenler olsa da 2. sezonda gördüğümüz üzere robotlara insanlara karşı yapabilecekleri öldürme gibi somut yetenekler verilmiş durumda. 

Westworld'un sevdiğim yönlerinden birisi robotların rutinine vurgu yaparak insanın kendi rutinlerini sorgulamasına neden olması. Çünkü kendi hayatımıza birazdan dışarıdan baktığımızda aslında bizim de bir nevi yazılmış senaryoları oynayan kuklalar olduğumuz gibi bir görüntü ortaya çıkıyor. İnsan hayatındaki algoritmalar ve belirlenimler organik robotlar olma ihtimalimizi sürekli gündemde tutuyor. 

Robotların kendilerine yazılmış hikâyeleri ve seçenekleri gerçekten kendileri seçmiş gibi davranmaları da güzel bir detay. Bu konu Matrix'te Morpheus'un Neo'ya sorduğu soruya benziyor. Morpheus, Neo kırmızı hapı içtikten sonra ona "Gerçek olduğundan emin olduğun bir rüya gördün mü Neo? Peki bu rüyadan hiç uyanmasaydın rüyayla gerçek dünya arasındaki farkı nasıl anlardın?" der. Hangi kararınızın veya genel olarak hayatınızın kendi seçimlerimizden mi meydana geldiği muammadır.

Dizide robotlar için tasarlanan insan bedenleri. Yeni bir insan yaratımını andırıyor değil mi?

Westworld ve Simya


Robotların yani cansız varlıkların yavaş yavaş bilinç kazanması başka bir ifadeyle cansız bir şeye can vermek, simyanın en önemli konularından biridir. Simya literatüründe bu canlıya "Homunculus" denir. Simya genellikle sadece maddeleri altına dönüştürme çabası ve felsefe taşını elde etmek olarak ele alınsa da simyanın ana hedeflerinden biri yapay canlılar yaratmaktır. Simyanın sürekli olarak vurguladığı dönüşüm ve değişimin amaçlarından biri budur.

Simyanın dikkat çekmeye çalıştığı döngüsellik sayesinde insanlığın ortaya çıkışını da açıklayabiliriz. Çünkü bilindiği üzere evrim açısından insanlar da cansız maddelerden meydana geliyor ve sürekli olarak değişen evrim süreci içerisinde belirli bir aşamayı ve zamanı temsil ediyor. Hakiki olarak her şeyimiz madde olmasına rağmen kendimiz dışında düşünceler üretebiliyoruz, duygulara sahibiz ve hayal gücümüz çok zengin. Milyarlarca yıllık maceranın sonucu ve aşaması olan bizler de geçmişte birer basit maddeden ibarettik. Dinler açısından konuştuğumuzda da Kur'an'da geçen "insan bir zamanlar adı anılmaya değer değildi" lafıyla karşılaşıyoruz.

Hem dinler açısından hem evrim açısından bilincin dışsal müdaheleler sonucu gerçekleştiğine dair izlenimler ediniyorum. Her iki taraf için de bilincin bir süreç neticesinde son şekline kavuştuğuna dair ifadeler bulunabilir. Dini açıdan bilinç biraz daha donuktur; evrim için ise bilincin gelişimi ve değişimi devam etmektedir. Canlılık ve insanlık tarihi süreçlerden ve değişimlerden ibarettir. 

Dizide robotların döngüsü, oyun alanı oluşturulduğundan bu yana değiştirilmiyor. 2. sezon 7. bölümde Robert Ford bunun sebebini açıklıyor: Westworld'ün asıl amacı konukları yani gerçek insanları çözmek ve kayıt etmek. Ford sözlerine devam ediyor. Parkı kurmalarının amacı, benim anladığım kadarıyla sadece robotların insana dönüşmesiyle ilgili değil, esas olarak bilinç aktarımı ve başka yöntemlerle insanlığın robot bedenlerde ölümsüzlüğe kavuşması. Benim 7. bölümden anladığım bu ölümsüzlük amacı da simyayla örtüşüyor. Bilindiği gibi simyacıların felsefe taşını bulmaya çalışmalarının nedeni ölümsüzlüğe ulaşmaktı. Ford parkı kuranların insan zihnini kopyalamaya başladıklarını fakat kendini tekrar eden basit bir kelimeler dizininden ibaret olduğunu söylüyor. Fakat bu parkı kuranlar için yeterli değil. Esas amaçları dediğim gibi bilinç aktarımı sayesinde normal bir insandan farksız şekilde hayatlarına devam etmeleri olarak anlaşılıyor.

 Ford robotların isyanı ve büyük ihtimalle parkın çöküşüne dair İskenderiye kütüphanesi örneğini veriyor. İskenderiye kütüphaneleri kendi dönemi için olağanüstü zenginlikle doluyken yanmıştı. Ford bu yangının yeni bir hikâye doğurduğunu anlatır. Bunu anlattığı sırada parktaki savaştan sahneler gösterilir. Yapımcılar "her başlangıçta son; her sonda başlangıç vardır" cümlesine atıf yapar. Kadim geleneklerde bu durum Ouroboros'la anlatılır. Ouroboros simyayla ilgilidir. İnsan muhteşem bir şeyi eline alır ve onu yok eder, sonra yıkımdan ders alarak yeni şeyler yapar ve yine yıkar. Sonraki sahnelerde ise dizide geçen "Belki de günün birinde gerçekten ölüyü dirilteceğiz." repliği hatırlatılır. 

Parkta gerçek insanlara sunulan özgürlük insanların gerçek yüzlerini açığa çıkarır. Saklı kalmış duygular, hazlar, niyetler, amaçlar parkta gerçek olur.

Kendi kendini doğuran son ve başlangıç bahsinden hareket edersek ulaşacağımız hususlardan biri de dizideki bilinç ve benliğin yokluğu konusudur. Çünkü dizi bir yandan bilinç kazanımı ve ölümsüzlükten bahsederken bir yandan da benliğin yokluğundan bahseder. Barış Özcan'ın videosunda da dikkat çektiği gibi dizideki piyano otomatiktir ve kendi kendine çalar. Dışarıdan bakıldığında piyanonun tuşlarına gerçekten basılıyor gibi gözükür. Jenerikte de robotun piyano çaldığı görülüyor ve bir müddet sonra robot ellerini çekiyor ve piyano çalmaya devam ediyor. Şimdi soru şu: Acaba biz de otomatik piyanoyu çalan o robot gibi olabilir miyiz? Yani özgür irademiz var sanarken aslında sadece yapmamız gerekenleri mi yapıyoruz? Bu konu mistik ve ezoterik öğretilerin benliğin yok olması konusuna girebilir. Özellikle dini çevrelerde çok tartışılan "Bu kitap bana yazdırıldı, ben yapmıyorum o yapıyor" tarzı ifadeler de otomatik piyano kapsamında düşünülebilir. Yani belki de sadece Tanrı'nın iradesini gerçekleştirmekle yükümlü makinelerizdir. Çünkü bizim de döngülerimiz, algoritmalarımız, rutinlerimiz vardır. Dizide sorgulanan konulardan biri de bilincin ne olduğunu çözmeye çalışırken bilincin aslında var olmama ihtimalidir. Ki Ford açıkça bilinç yok der. 

Parkın sahiplerinin yapmak istedikleri simyacılarla örtüşmektedir. Simyacılar da çalışmalarını yürütürken aslında yaratım süreci içerisine girerler ve içlerindeki tanrısal özü ve diğerlerini hayata geçirmiş olurlar.  Simya majiyle(büyüyle) yakından ilişkilidir. Ford dizide "Dünyada büyücüler hariç her şey büyüdür" der. 

Dizide androidlerin içerisine yerleştirilen iç ses (bicemeral mind), simyadaki maddelerin içindeki gizil gücün açığa çıkarılmasına benziyor. Bu ses sayesinde bilinç kazanmaya başlıyorlar. Zaten simyanın temel ve kendiyle özdeşleşmiş özelliği budur: Maddeyi dönüştürmek. İşte androidler de bilinci içlerindeki gizil gücü açığa çıkararak elde edebileceklerdir. Androidlere yerleştirilen iç sesin görevi budur.

Parkın kurucularından Arnold Dolores adlı androide iç ses yerleştiriyor ve onun değişmesini ve geçmişi hatırlamasını sağlıyor.

Dizide sürekli olarak William Shakespeare'in "Şiddetle başlayan hazlar şiddetle son bulur" sözüne atıf yapmaları gnostisizme atıf olabilir çünkü dizideki yoğun şiddet ve kötülükle beraber asıl değişenlerin gerçek insanlar olduğuna dair sözler gnostisizimdeki insanın maddeden özgürleşerek içindeki tanrısallığın farkına varma amacını andırıyor. Shakespeare'in simyayı, simyanın amaçlarını ve süreçleri iyi bildiğine dair pek çok güçlü yorum mevcut. Konu açısından bu durum hiç şaşırtıcı değil.

Pek çok örnekle görüldüğü üzere rahatlıkla hostların yani robotların maddeyi, guestlerin yani insanların (parkı kuranlar ve yönetenler dahil) ise simyacı oldukları görülüyor.

Acılar, sevgi, özlem, aşk değişimin ana motorları olarak sunuluyor. Çocuğuna özlem duyan android, Maeve karakteri kendisine biçilen senaryoyu sevgi sayesinde kırıyor ve değişiyor. Bir ölçüde özgür irade emareleri gösteriyor.

Parkın eğlence ve oyun için kurulmasına rağmen içinde acının güçlü yer alması ve vurgulanması açıkça dinlerin bu hayata dair bakış açılarına bir atıf olabilir. Mesela Kur'an dünyayı oyun ve eğlence yeri olarak tanımlar ama sonuçta bu dünya bir imtihan dünyasıdır ve kimin daha sabırlı ve imanlı olacağının ortaya çıkması için kötülük ve acı vardır. Dinlerin bu bakış açısı aynı zamanda insanın madde dünyasında haips yaşadığını söyleyen gnostisimi de çağrıştırıyor. Biz de dizideki robotlar gibi bir oyun alanının içinde hapis hayatı yaşıyor olabiliriz.

Robotlar insanlaşmaya çabaladıklarında perdeyi açtıklarında karşılarında görecekleri şey, insanlardır; insanların ise ölümsüz, aşkın insan arayışlarında perdeyi açtıklarında görecekleri şey, robotlardır.

Robert Fludd bağlantısı

Robert Fludd

Rönesans okültisti Robert Fludd'un sembolleri diziden yaptığım çıkarımlara fazlasıyla benzemektedir. Acaba diyorum yapımcılar Robert Ford'un ismini Robert Fludd'a atıfla mı koydular?

Robert Fludd'un Dünyanın Ruhu adlı illüstrasyonu farklı varoluş seviyeleriyle ve madde ve ruh boyutları vasıtasıyla evrenin kompozisyonu arasındaki iletişimi anlatmaya çalışır:



Bu çalışma, Westworld'un hem dizide yapmaya hem de bize anlatmaya çalıştığı şeyle benzerlikler taşımaktadır. Gnostikler ve okültistler genellikle ruha özel önem atfederler. Evreni, varlığı, her şeyi madde ve ruh arasındaki ilişkiye bağlarlar. Buradaki ruh-madde ilişkisinden bilinci görmeye çalışırsak varlıkların tam olarak ne olduğu ve bilincin hangi süreçler sonucunda ortaya çıktığı ve geliştiğini belki bulabiliriz. Eğer bilnç bu dünyada meydana geldiyse bilincin kaynaklarından birinin bu dünya ve bu evren olduğu sonucuna ulaşabiliriz, ki okültistler anima mundi kavramıyla bize bunu anlatmaya çalışırlar.

Robert Fludd'un diziyle ilgili olarak gördüğüm ikinci illüstrasyonu ruh ve madde birliğini anlatan The Hyle(Türkçeye Heyula olarak çevriliyor) çalışmasıdır:


Farklı filozofların farklı tanımları olsa da, The Hyle kavramını, maddenin suretlere bürünme kabileyeti, ilk cevher olarak tanımlayabiliriz. Maddeler suretler sayesinde değişebilir ve dönüşebilir, aynı zamanda onu tanımlamımız sağlar. İslâm felsefesinde genellikle maddenin öncülü olarak yorumlanır. 

Robert Fludd yaratışılışı çgenin ve dairenin birliği olarak görür. Şu karşıt güçler olmadan yaratılış mümkün değildir; ruh-madde, kavrayıcı-aktif, yaratılış-yıkılış.


Yararlandığım Kaynaklar

İslâm Ansiklopedisi, Heyûlâ maddesi
Sean Martin, Simya ve Simyacılar, Kalkedon Yayınları
Illuminatiwatcher
Thoughtco





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder