30 Ocak 2019 Çarşamba

Teist Dinlerin Tanrı'sı insan doğasını ve hayatın akışını biliyor mu?



Şu anki vahiy odaklı dinlerin temel iddiaları konusunda çeliştiklerini düşünüyorum. Özellikle Tanrı tasavvurları kendi içinde fazlasıyla tutarsız.

Din felsefesi içerisinde teistlerin kullandığı argümanların hemen hemen hepsi dinlerdeki Tanrı'dan değil de genel olarak olabildiğince aşkınlaştırılmış ve kusursuzlaştırılmış Tanrı kavramından yola çıkılarak savunuluyor. Tanrı kavramının insan zihninde yarattığı kusursuzluk ve sonsuzluk çağrışımları üzerinden Tanrı tartışılıyor fakat burada şöyle bir sıkıntı var: Teistlerin Tanrı kavramından yola çıkarak kendi inandıkları Tanrı'ya konuyu bağlamaları etik olmayan bir atlayış oluyor. Örneğin hassas ayar argümanını Tanrı'nın kanıtı olarak ele alsak bile bu durum bir dinin Tanrı'sının doğru olduğu anlamına gelmez. Çünkü bence şu an yaşadığımız hayatla mükemmel, sonsuz, kusursuz Tanrı'nın bir arada olması imkânsız görünüyor.

Eksikliklerden kurtulması için gittikçe soyutlaştırılan ve aşkınlaştırılan Tanrı, argümanları savunma adına teistler tarafından bu derece üstün hâle getiriliyor fakat kutsal kitaplardaki Tanrı'ya baktığımızda mükemmel, sonsuz, kusursuz Tanrı'dan çok daha farklı bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz.

William Lane Craig "Ateistler Tanrı'nın varolmasının imkânsız olduğunu göstermek zorunda." diyor fakat kendisi de varlığı mümkün olan Tanrı'nın Teizmin Tanrı'sı olduğu göstermek zorunda. (Not: Tam ateist sayılmam. Dinleri reddetsem de başka bir Tanrı’nın varlığı konusunda “bilmiyorum”cu bir yaklaşım sergiliyorum)

Her teist, Tanrı lehine kullanılan argümanları kutsal kitaplardaki Tanrı'yla karşılaştırmalı ve birbirlerine uygun olup olmadığını düşünmeli. Ayrıca kendisine inanmayanı ve gönderdiği dini makul bulmayanı yakan Tanrı'ya inanan teist kendisi gibi Tanrı'nın varlığına dair argümanları savunan ancak başka bir dine mensup olan başka bir teistle işbirliği yapmanın çelişkisini ve nihai son itibariyle dinler arasındaki farkların mükemmel bir Tanrı'yla uyuşup uyuşmadığını düşünmeli.


Yanılsamalar ve Gerçek

Konu din ve Tanrı olduğu zaman bu etiketler daha güçlü oluyor, çünkü inancın ve bir tanım içerisinde olmanın rahatlığı insanın varoluşundan emin olmasını sağlıyor. Tekrarlayayım: Bu tespitleri sadece dindarlar için değil, bütün dinî ve din karşıtı fikirler için söylüyorum.

Benim açımdan kafamdaki peygamber, din ve Allah anlayışıyla, gerçekteki din ve Allah'ın farklı olduğunu anlamam kolay olmadı. Ani bir karardan ziyade yavaş yavaş gelişen bir olay oldu. Hakikatin peşinde olduğunu iddia eden biri olarak bu değişim benim açımdan sevindirici oldu diyebilirim çünkü gerçekteki dinin genel görüşlerini ve bakış açısını reddettiğimde hakikate bir adım daha yaklaştığımı hissettim. Kendinden önceki geleneklerin devamından ibaret olan ve ayetlerine, kendine, peygamberine inanmayanları cehenneme atan Tanrı karşısında yapmam gerekeni yaptığımı düşünüyorum.

Aldığım kararın sadece tepkisel olmadığını sözlerime ekleyim çünkü sonuçta Tanrı’nın sevmediğimiz özellikleri olması, onun yok olduğu anlamına gelmez. Fakat bu ve diğer yazılarımda görüleceği üzere özellikle teist dinlerin tezleri fazlasıyla tutarsız. Bence ön yargısız bir şekilde kutsal kitapları anlayarak okuyan herkes bu kitapları kusursuz bir Tanrı’nın göndermeyeceğini anlayabilir.

‘Kutsal metinler’deki genel mantığın, atmosferin, yaklaşım tarzının asla evrensel olamayacağını ve bu tarz dinlerin kusursuz bir Tanrı'dan gelemeyeceğini düşünüyorum. Dolayısıyla birazdan yazıda verilen örneklere tek tek takılmayarak dinin genel muhtevasını düşünmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü örnekler tek başlarına insanların kafasında etiketlerin yanlış olduğunu göstermede yetersiz olabiliyor ancak bunların bir Tanrı'ya yakışıp yakışmadığını düşündüğümüz zaman anlatmak istediklerim daha rahat anlaşılabilir.

Bir tarafta gerçek olan, bir tarafta bizim o gerçeğe yüklediğimiz kurgu.


Aslında mesele sadece Tanrı'nın kendine inanmayanı yakması veya kusurlu/yakışıksız/antropomorfik davranışlarda bulunması değil; Tanrı'nın seçtiği yöntemin pespayeliği. Bu durum dinlerin insan aklının bir ürünü olduğunu, hayata -kendilerince- bir 'anlam katmak' için sonradan uydurulduğunu; mitolojinin, efsanelerin ve insani tecrübelerin ve birikimin, içinde yaşadığı toplumu göz önünde tutarak peygamber olduğu iddia eden şahısların kafasında yeniden revize edilerek önümüze gelmiş hâli olduğunu gösteriyor.

Herkes kendisine göre bir Tanrı kurguluyor. Akla ve bilime önem veren bir kişi Kur'an'da bu tarz ayetleri vurgulayarak kendi kafasındaki Tanrı kurgusunu güçlendiriyor. O öyle bir Tanrı'yı seviyor. Başkası kendi şekilciliğini güçlendirecek ayetleri öne çıkarıyor, böylelikle kendi Tanrı'sına daha fazla sarılıyor. İşte benim yanılsama dediğim şey tam da bu. Herkesin her istediğini bulabileceği böyle bir kitaptan her şeyi yaratan Tanrı'nın sözlerini değil de herkes kendi Tanrı'sını buluyor. Ölüm söz konusu olduğu için çoğu insan "Ben böyle bir din içerisinde durmam." diyemiyor.

Tabii benzer sözler eleştirdiği kitabı kulaktan dolma bilgilerle eleştiren ateistler veya diğer görüşleri benimseyen insanlar için de geçerli.

Ben bu yazımda kendimi kandırmaya çalışmayarak, kendi görüşlerimi doğrulama adına fanatikçe savunmalar yapmayarak ve yanılsamalara düşmemeye çalışarak dini ve dinlerin Tanrı'sını eleştireceğim.

Tercihler ve Örüntüler

Bir insan düşünelim; hakikati, neden varolduğunu, Tanrı'nın var ya da yok olduğunu merak ediyor ve araştırmalarına başlıyor. Bunu yaparken bir insanın olabileceği en yüksek seviyede tarafsız ve nesnel olsun. İlk önce yaşadığı evreni, dünyayı, doğayı ve kendini anlama adına kitaplar okuyor ve daha sonra da seçeceği bir din için dini literatürün tamamını okuyor.

Şimdi dinlerin temel iddialarına göre kendinden başka bir dini veya dinsizliği seçen insan ziyandadır ve çoğunluğun görüşüne göre cezaya çarptırılır. Bu görüşe dair aksini söyleyenler olsa da kutsal metinler ve yüzyıllardır aktarılan fikirler bunun doğruluğunu gösteriyor. Olabildiğince ılımlı görüşlerin ve dini çoğulculuğun olduğunu biliyorum fakat bu bence gerçeklikle uyuşmayan fazlasıyla naif bir görüş; çünkü aksini düşündüğümüzde o insanın o dinde kalmasına gerek kalmıyor, bu da dinin özünü düşündüğümüzde kendi içinde çelişiyor.

Tabii bahsi süreci gerçekleştiren bir insanın illa dinden çıkması veya dinlere tavır alması gerekmez; bu aşamalardan geçerek dindar da olabilir. Fakat mesele zaten budur. İnsanların tercihlerine göre Tanrı'nın cennet-cehennem kadrosu belirlemesidir. Bu fazlasıyla çocukça bir tavırdır. İnsanlar "Ama ölüm var.", "Ya cehenneme gidersem?" gibi korkularla böyle bir garabet karşısında sus pus oluyorlar.
Bu örnekle beraber şuraya gelmek istiyorum: İnsanların yaptığı tercihlere göre ödül veya ceza vermek adil değil ve insan doğasına, hayatın akışına uymuyor. İnsanlar kendine bir yol, tercih, din belirlerken genellikle referans noktalarından hareket ederler. Yani tercih yapıldığı sırada daha makul gelen fikirler insanları bir tür sürüklenişe sokar. İnsan hayatta olduğu sürece hem fiziki hem de düşünsel örüntülerden kaçamaz. Vahiy ve sabit metin temelli her din kendini kapatmaya ve sınırlamaya maruz kalır çünkü kendi örüntüsel sistemini oluşturarak ve bu sistem sayesinde kendini diğerlerinden farklı görerek ayrıcalıklı konumunu oluşturur ve evrenselliği kendisi için sona erdirir. Dolayısıyla şu anki mevcut dinler gibi sistemleşmiş hiçbir dinin evrensel olamayacağını düşünüyorum.

İnsanın bir kategori içerisinde yer alan hâlini ve referans noktalarının önemini anlamak için "Samimi olarak sorgulayan herkes Allah'ı ve İslâm'ı bulur." veya "Herkes İslâm fıtratı üzerine yaratılmıştır." gibi iddiaları faydalı görüyorum. Aslında bu tarz söylemleri uzun uzun ele almaya gerek yok fakat dinlerdeki psikolojik unsurları ve bilinçaltını çok güzel açığa çıkarıyor.

Hayatın akışı içerisinde hem kişinin kendi iç devinimi hem de hayatın tercihler bütünü olması insanlarda farklı eğilimlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Ayrıca bilimsel araştırmalara göre bazı insanlar doğuştan belirli bir karaktere doğru eğilimlidir, mesela empati yeteneği zayıf doğduğu için bazı insanlar daha kolay suç işler. Yani hem doğuştan gelen özellikler hem de çevre, insanları belirli ölçülerde etkiler. Bu farklı eğilim oluşma özelliğini aklımızın bir kenarında tutarak Kur'an'dan örnek verelim. Kur'an'a baktığımızda bir sürü şirki eleştiren ayet görürüz. Allah ısrarla aracıları, putları ve başka ilahları rab edinenlere sert uyarılar yapar ve "Affetmeyeceğim tek günah." diyerek bundan ne kadar rahatsız olduğunu dile getirir. Fakat yukarıda söylediğim hayatın ve insanın özellikleri, akışı, tercih yapmaya zorlayan yapısı insanların aracılar ve putlar edinmesine meyilli olmasını sağlayacak nitelikleri gün yüzüne çıkarabilir. Dolayısıyla o insan için Allah'ın şirk dediği faaliyetleri yapmak hem makul hem de yararlı bir tercih olur. Bu durumu Kur'an'ı okuyup Hıristiyanlığı, Budistliği, ateizmi, panteizmi vs. daha mantıklı bulan insanlar için de söyleyebiliriz. İnsanların kendilerine seçtikleri hayat yolu veya felsefi görüş üzerinden Tanrı'nın cennet-cehennem ayrımı yapması çok abes. Bence eğer bir Tanrı varsa ona hakaret bile sayılabilir.



İnsanın düşünsel ve algısal örüntülerden tamamen sıyrılabilmesi pek mümkün görünmüyor.


İnsanların tercih yapması hem kolaydır -çünkü yapmak zorundadır- hem de o tercihin ağırlığı fazlasıyla etkilidir çünkü insan hayatı tercihlerden oluşur. İnsan geçmişi değiştiremez. Tanrı'nın bu abesliğine felsefe dünyasından örnek veriyim. Bazı insanlara göre yaşayan en önemli teist felsefecilerden biri olan Richard Swinburne ateist bir ailede büyüyor ve felsefeyle tanıştıktan sonra Hıristiyan oluyor. Farklı dine mensup çoğu teist de onun çalışmalarını kendi dinlerini savunmak için kullanıyor. Burada bence çok ciddi bir ironi var. Çünkü farklı dine mensup insanlar için herkes doğru yolun, hakikatin kendinde olduğunu savunuyor ve diğerini kafir olarak görüyor.

Elbette farklı görüşteki insanların çalışmalardan yararlanmak gayet normal fakat farklı dine mensup insanların benzer argümanlarla kendi dinlerinin Tanrı'sını savunmaya çalışmaları komik ve dinin nasıl bir hüviyete sahip olduğunu güzel özetliyor. Şimdi Swinburne Hıristiyanlığı seçtiğine göre Kur'an'daki ayetlerde sabit olduğu üzere Kur'an'ın ayetlerini kabul etmediği için veya Hz. İsa'yı Rab edindiği için lanet okunmayı, cehenneme gitmeyi hak ediyor mu? Evet. Peki bunu kusursuz bir Tanrı yapar mı? Bir Tanrı kendini bu kadar düşürür mü? Müslüman felsefecilerin buna samimiyetle cevap vermesi gerekiyor. Kendi kafasındaki ideali din zannedenler buna bir sürü kılıf uydurabilir ancak ayetlerin sabit olduğu bir konuda biz hangi söze güveneceğiz?

Görüş farkları ve tercihler sadece farklı dinlerde ortaya çıkmıyor; dinlerin bünyesinde de pek çok fikir ayrılığı ortaya çıkıyor. Kimse pek farkında olmasa da şu anda aynı dinin içerisindeki pek çok insana göre diğerleri müşrik, mürted ya da yanlış yolda. Bu durum bizi yine insan doğasına ve hayatın tercihlerine götürüyor. İslâm'ı düşünün; ortada tek bir metin olmasına rağmen bir sürü farklı görüş var. Bu farklı görüşleri açıklamak adına klasik olarak "Bu dinden dolayı değil insanlar yüzünden oluyor." savunması yapılıyor. İnsan doğasının bazı etkileri olsa da kutsal metin -özellikle Kur'an- bundan beri değil. Ben de Müslüman olduğum zamanlarda böyle zannediyordum fakat Kur'an'ı okuduğumda şok oldum diyebilirim. Çünkü gördüm ki bu kadar ayrılığın oluşmasında en az insanlar kadar Kur'an'ın da suçu var. Bir kitap düşünün hem "X"i, hem de "X değil"i çıkarabiliyorsunuz. Kur'an en temel konularda bile gereksiz benzetmelerle ve bulanık laf dolambaçlarıyla dolu. 

Mutlak hakikati sunduğunu hatta son kitap olduğunu iddia eden bir kitap böyle bir hüviyete sahip olabilir mi?

"Tanrı'nın gönderdiği kitap" olmak bu kadar kolay olmamalı.

Tanrı olmak bu kadar kolay olmamalı.
 
Yöntem Sorunu

Yukarıda anlatılanlarla bağlantılı şekilde dinlerin çok ciddi yöntem sorunları olduğu açığa çıkıyor. Dinler genelde yayıldığı kadar büyür. Eğer dört halife, Emeviler, Abbasiler dönemindeki fetihler olmasa şu an belki de Müslüman olan insanların önemli bir çoğunluğu İslâm'ı duymayacaktı bile: İslâm yerel bir din olarak kalacaktı. Biliyorum, bunlar bilinen ve konuşulan konular fakat insanların bu gerçeği göz ardı etmeleri çok garibime gidiyor. Bu durum özellikle bireylerin değil de kitlelerin hakikate ulaşmasına dair soru işaretleri oluşturuyor. Geçmişte kitlesel yoğunluk ve mobilizasyon açısından topluca bir dini benimsemek veya değiştirmek sıkça görülüyordu, biz de bir geleneğin devamı olarak genelde bu sayede dini inancımızı belirliyor ve koruyoruz.

Kur'an kendisine karşı çıkan Mekkelilere atalarının dini üzere gittikleri için kızıyordu fakat şu an milyonlarca insanın hâlâ Müslüman kalmasının belki de en büyük sebebi atalarının dinine duyulan güvendir. Bu durum yazımın ne demek istediğini anlatan güzel örneklerden biridir. Teizmin Tanrı'sı gerçekten insan doğasını biliyor mu? 

Bazı dindarlar "Ancak Tanrı varsa anlam vardır." diyor. Katılmadığım bir görüş. Dinlerin Tanrı'sı var olsa bile anlam yine görecelidir. Ayrıca bütün anlamın şu iki tercihten ibaret olması benim tercih edeceğim bir anlam değil.


Din bir noktadan sonra kültürleştiği için insanların nezdinde gündelik işler haricindeki güzel sosyal bir aktivite hâlini alıyor. Geçici olarak görülen gündelik işler haricindeki insanların hayatına anlam katan inançlar ve ibadetler insanlar ve toplumlar için fazlasıyla yararlı oluyor, kabul ediyorum; fakat dediğim gibi eğer hakikatten konuşuyorsak bu faydanın insanları tatlı bir uykuya yatırdığını söyleyebiliriz. İnancın rahatlığı elbette toplumlar için faydalı çünkü insanlar belirlilik ve kesinlik istiyor. Şüphe ve arayış sanıldığı kadar kolay bir hadise değil. Elbette bütün bu söylediklerim sadece dindarlar için değil örneğin ateistler, deistler, panteistler veya diğer felsefi ve dini görüşü benimseyen insanlar için de geçerli, zaten anlatmaya çalıştığım hususlardan biri bu.

İnsanlar genelde referans noktaları aracılığıyla düşünür. Bu referans noktaları bir konuyu düşünürken ve sorgularken de karşımıza çıkıyor. Ben dinle ve Tanrı'yla ilgili düşünürken genelde İslâm'ı referans olarak belirlerken örneğin Hıristiyan kendi dinini referans alıyor. Dolayısıyla Tanrı'yı destekleyen veya desteklemeyen argümanları genellikle kendimize bükme eğilimi taşıyoruz. Referansımıza ve referans çerçevemize göre ister istemez argümanları ele alış tarzımız da değişiyor.

Tarihsel Tanrı (!)

Tanrı'nın hayatın akışı içerisine sabit bir metin göndermesi başlı başına sorunlu. Gönderdiği kitaplar öyle dönemlere denk geliyor ki kaynakların sağlamlığı konusunda çok ciddi tartışmalar doğal olarak bugüne kadar taşınıyor. Kaldı ki bu kitapları insanlar sonradan metin hâline getiriyor. Kitap dediklerimiz esasında hitaptır. Bir kişi peygamber olduğunu söylüyor, toplumu uyarıyor, vaaz veriyor ve kendinden sonra gelenler bu sözleri kitaplaştırıyor. Mutlak hakikati bir kitapla insanlara duyurduğunu söyleyen her şeyin yaratıcısı Tanrı'nın kendine böyle bir yöntem seçmesi ne kadar makul?

Dediğim gibi zaten şu anki kutsal kitaplar genellikle en baştan iki kapak arasında belli olan basılı bir kitaptan ziyade belirli bir tecrübenin ve birikimin şahidi olarak zamanla oluşuyorlar. Örneğin Kur'an'ı hitap değil de baştan belli olan bir kitap olarak ele alsak bile Tanrı'sal hüviyete sahip olabileceğini düşünmüyorum çünkü Kur'an Tanrı sözü olamayacak kadar tarihe bağımlıdır. Tarihe bağlı olmasını bir yere kadar anlaşılır varsaysak bile tarihe bağımlı olması kabul edilemez.

Tanrı hangi dönemde bir kitap indirirse indirsin tarihsellikten kaçamaz çünkü her dönem aslında tarihseldir. "Zamansız" olan Tanrı bu gerçeği bilmiyor olabilir mi? "Sınav olsun" diye böyle yapıyor denebilir fakat ben bunda herhangi bir Tanrısallık göremiyorum. Dinlerin bize sunduğu sonsuz, kusursuz, mükemmel Tanrı tanımıyla şu anki dinlerin ve hayatın uyuşması pek mümkün görünmüyor.
Her şeyi yaratmış bir Tanrı'nın bürokratik sistem oluşturmaya müsait derecede ibadetli, ritüelli, şekilli din göndermesi de ayrı bir sorun. Evet bazı dini unsurlar sonraki dönemlerde ekleniyor fakat sonradan eklenen ögeleri kaldırsak bile kutsal metinler insanların aidiyet hissi uyandırmak adına bu tarz şekilci, ritüelli ve sistemli unsurlara yer veriyor.  Fakat bu durum evrensellikle çelişiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder